Rize | Biz Evde Yokuz Aktivite, Macera & Gezi Sitesi "Evde Oturan Erken Ölür ;)" Sun, 11 Feb 2024 13:49:55 +0000 tr-TR hourly 1 https://wordpress.org/?v=6.6.4 https://www.bizevdeyokuz.com/wp-content/uploads/cropped-beyweb-icon-32x32.jpg Rize | Biz Evde Yokuz 32 32 KARADENİZ UŞAĞI, HAYDİ YOKUŞ AŞAĞI! – RED BULL FORMULAZ https://www.bizevdeyokuz.com/red-bull-formulaz https://www.bizevdeyokuz.com/red-bull-formulaz#comments Thu, 27 Aug 2015 07:30:51 +0000 https://www.bizevdeyokuz.com/?p=5155 Karadenizli uşaklarla kendi yaptığımız motorsuz ve frensiz tahta arabayla virajlı ve uçurumlu yokuştan aşağı tam gaz yarıştık :)

The post KARADENİZ UŞAĞI, HAYDİ YOKUŞ AŞAĞI! – RED BULL FORMULAZ appeared first on Biz Evde Yokuz.

]]>
 

Red Bull davetiyle


ÖNCELİKLE yukarıdaki RED BULL FORMULAZ VİDEOMUZU izleyiniz.  YOUTUBE KANALIMIZA abone olmayı unutmayın.

Sabah erkenden, Red Bull Formulaz yarışları için Rize’ye gitmek üzere Trabzon uçağımıza bindik. İndiğimizde gözlerimiz hala şaşı bakıyordu. Valizleri daha atmadan direk vınladık marangozhaneye! Yarışı kazanacak tahta arabayı yapmak için sadece bir günümüz var!

Formulaz eski bir Karadeniz geleneği. Biz de kendi arabamızı yapıp, yarışacağız. Sonra da onu küçük bir çocuğa hediye edeceğiz. Adet yerini bulsun. 🙂

Yapacağımız arabanın yarış ruhsatını alabilmesi için bazı kurallara uyması gerekiyor: arabanın tamamının ahşap olması, teker yüksekliğinin en fazla 25 cm olması, eninin 40 – 75 cm, boyunun da 130- 170 cm arası olması şart. Bu çerçeve dahilinde herşey serbest. İster UFO yaparsın, ister Kara Şimşek. Ayrıca, tüm pilotların de kara lastik ve kıl çorap giymesi zorunlu. Batman (Yarasa Adam), kara lastik ve kıl çorap çekip, tahta bir BatMobil ile yarışabilir mesela.

formulaz-arabaArabamızın tekeri az sonra hazır.

Yani yarışmayı kazabilmek için, delikanlılık yetmiyor, biraz da mucit olmak lazım. Rekabet zor olacağa benzer; Karadeniz’de delikanlı Zihni Sinir’lerden bol ne var. 😛

Yalnız, bu çılgın dik yamaçlardan saatte 75 km hızla yokuş aşağı inecek olan araçların çoğunda FREN YOK! Ayaklarını yere sürerek hızını kontrol etmen gerekiyor. Kara lastik de bu işe yarıyor. Yani söyleyin Batman’e, topuklarına güvenmiyorsa gelmesin. 😀

Ortada yarına kadar bitmesi gereken bir araba var ve bizim marangozluk meziyetlerimiz anca Ikea montajlayacak seviyede. Ayrıca, ekip çalışmasında da üzerimize yok… Birimiz masayı vidalarken, öbürümüz ona getirdiği suyu başında dikilirken içer. 😀 Anlayacağınız, yarınki Fomulaz için bizden bir Ferrari çıkması kaçınılmaz.

formulaz-marangozhaneArabanın direksiyonu da  yolda…

Allahtan dersimizi çalışıp da geldik. Son senelerin en hızlı arabaları aynı ismi işaret ediyor:”Alo Recep Abi, biz İstanbul’dan geleceğiz Formulaz için. Hiç marangozluk tecrübemiz yok. Sana çıraklık etsek bir araba yapabilir miyiz ki? Ha bir de, bir günde bitmesi lazım”. Utana sıkıla sorduk. Recep Abi “Sıkıntı yok” dedi. Ne de olsa, o da bir Karadeniz insanı; çalışkan, kıvrak zekalı, eli şip şak.

Recep Usta, Ahmet’i çağırıyor; “Hak ela!”. Ortam da Lazca konuşuluyor. Bir sevimlilik yapmak için kelime darcılığımı yokluyorum, ama ağzımı açtığım gibi kalıyorum. Aklıma troklostu, minzi gibi laz yemekleri geliyor sadece. Halbuki ne güzel dersimizi çalışmıştık bu kış Rize’ye snowboardun atası Lazboard ya da Petranboard’u öğrenmeye geldiğimizde…

Ahmet derhal tornanın başına geçiriyor bizi. İlk dersimiz tekerlek kesmek arabamıza. Tahtayı tam kesmeye başlayacakken “HOP!” diyor, “kulağında kalemi olmayan marangoz olur mu hiç!”. Nasıl böyle bir gaf yaptık, biz de bilmiyoruz. 🙂 Google yetişiyor; Mixatirit (pardon) vallahi!  Derhal kalem kulağa.  😀

formulaz-rize-tuncaSiz bizim Karadenizlileştiremediklerimizden misiniz?

Red Bull Formulaz’da hedefimiz tasarım ödülünü kapmak. Şöyle, uçan süpürge şeklinde ya da Jetgillerden fırlama füturistik bir araba tasarımı vardı aklımızda. Ne kadar da hayalperestmişiz, bu dar zamanda ve bu sınırlı becerimizle Fred Çakmaktaş’ın içine girip ayaklarıyla yürüttüğü arabalardan yetiştirebilirsek öpüp başımıza koymalı. Yetiştirebilmek için şablonu hazır olan klasik tahta araba modelini kullanmaya karar veriyoruz.

Şablon ne kadar hızlandırsa da, bizim tecrübesiz eller yavaş kardeşim. Yarım saatte bir teker çıkıyor anca. Macit Usta geçmiş karşımıza, gülüyor halimize.  Kıyamayıp bir ucundan da o tutuyor.

Formulaz videosu sayfanın en üstünde. İzlemeyi unutmayın.

Macit, dünyanın en şen insanı. Böyle bir yaşama sevinci yok; sanki damarlarında kan, soda gibi kabarcılıklı kabarcıklı akıyor. Bir tek Macit’e özel bir durum da değil aslında, Rize insanı böyle. Karadeniz’in zorlu coğrafyasına inat, hepsi hayat dolu. Hayat zorladıkça, inadına tutunmuşlar hayata. O meşhur Karadeniz inadı da buradan geliyordur belki.

Güçlerimizi birleştirip, bizim arabayı bitiriyoruz. Ön ve arka aksamda Ahmet’in, direksiyonda Macit Usta’nın emeği var… Yarışta en çok dingiller kırılıyormuş. Popomuz bir anda yerde gitmeye başlarsak aklımızdasın Ahmet. 🙂

P8080443formulazFerrarimiz nihayet hazır!

Gitmeden şampiyonlar şampiyonu Recep Usta’yı yakalayıp sıkıştırıyoruz tüyolar için:

  1. En önemli nokta: Hızlanırsan yavaşlayamayacağını bil. Ona göre ayaklarını yerde sürüyerek ideal hızda kendini sabitle.
  2. Virajlarda arabanın viraj dışındaki tarafı kalkacaktır. Koltuğuna tutunmazsan uçarsın.
  3. Yol bir yerde düzleşecek. Orası için hız almazsan, kalkıp arabayı taşıyarak koşman gerekir. Hızını iyi ayarla.

“Anlaşıldı mı?”

Anlaşıldı anlaşılmasına da yarış vakti nabızımız kulaklarımızda atarken hatırlayabilecek miyiz biz bunları bakalım…

O tatlı yorgunlukla akşam mışıl mışıl uyuduk. Yatmadan Bilge seslendi, “Çok acayip değil mi?  İkimiz bildiğin saatte 75 km hızla gidebilen bir araç yaptık.” Hiç ordan bakmamıştım. Doğru aslında. Gururlandım şimdi bak.  😀

formulaz-araba-çay-tuncaİşte burası Tunca’nın çay tarlaları.

FORMULAZ YARIŞI

Ertesi sabah tavaya düşen hamsi gibi zıplayarak kalktık yataktan. Dün yaptığımız arabayı daha hiç sürmeye fırsatımız olmamıştı.

Erken gidip biraz deneyelim, alışalım dedik.

Yarışın yapılacağı Tunca yolunu çıkmaya başlayınca anladık neye bulaştığımızı: Yol arabada hararet yapacak cinsten dik ve sert virajlı, 1.7 km’lik parkurun her 70-80 metresinde bir viraj var. Bizi bir ter aldı mı! Frenimiz olmadan mı ineceğiz buradan yani? Bilgehan Boşnak genlerime nasıl karıştıysa karışan Laz damarını bildiğinden, “Aman gaza gelme Duygu. Yavaş yavaş in aşağı” dedi. “Ya nolucak, onlar yapıyorsa bende yaparım! Sadece acil pratik yapmamız lazım.” Başladık test sürüşü için yer bakınmaya.

formulaz-araba-şışKoşturan çocuklara annelerinden ŞIŞT! (Valla bize değil!)

Gel gör ki, biz Formulaz’ın ne kadar çetin olduğunu, ne de ne kadar büyük ve popüler olduğunu kavrayabilmişiz. Biz vardığımızda Ardeşen, çoktan Tunca’ya toplanmış, tribünlere oturmuştu bile. Çocuklar piste doğru koşuyorlardı. Siz ortamdaki heyecanı oradan hesaplayın artık. Herkes yer kapma telaşında, yollar akın akın insan. Pratik yapmaya değil, oturmaya yer yok.

O piste hazırlıksız girmemiz gerektiğini anlayınca bizde stres seviyeleri yükseldi. Bir de sunucu, “Türkiye’nin dört bir yanındaki aktiviteleri ve deneyimleri yazan Biz Evde Yokuz ekibi de bugün burada” diyerek bütün gözleri üzerimize çevirmez mi!  Heyecan barometresi kırmızıya vurdu.

Biz terleye duralım, pilotlar horondalar. Vur patlasın, çal oynasın. Onlar için, bir yanı UÇURUM olan, bol virajlı ve dik bir yolda, saatte 75 km hızla tahtadan yapılmış bir arabada inmek fındık fıstık! Boşuna demiyorlar “Ver gazı, coştur Laz’ı!”

Burası Rize, herkesin gözü kara burada. Bu kış Rize’de snowboardun atası Lazboardu (ya da Petranboard) öğrenmeye geldiğimizde görmüştük. Bu sefer de kanları Formulaz için fokurduyor.

Start vakti geliyor. Arabalar startta diziliyor. Start işaretini vermek üzere elinde uzun ve kalın halatlı bir adam geliyor. Merakla izliyoruz, hiç böyle bir şey görmemiştik. Buna gocvatule diyorlarmış.

FORMULAZ-RİZE-STARTFırlamak için gocvatuleyi bekleyen pilotlar 😀

Ne yapacak halatla acaba demeye kalmadan, o koca halat sanki kement atacakmış gibi havada dönmeye başlıyor. Bir tur, iki tur, üç, dört… Gittikçe hızlanıyor. Herkes nefesini tutmuş. Az önce kendi ağzından çıkanı duymana imkan vermeyen kalabak susmuş, çıt çıkmıyor. Sürücüler halatın yere vuracağı saniyeyi yakalamak için pür dikkat kitlenmişler. Hızlandıkça hızlanıyor ve sonunda yere şimşek gibi çakıyor. ÇAT! Yaydan çıkan ok gibi fırlıyor sürücüler.

Lazların gözü nasıl kara, nasıl kara, anlatılmaz Red Bull Formulaz’da yaşanır. O virajlarda “Aman bi yanım uçurum yavaşlayayım” ya da “Kimsenin önüne kırmayayım ki birbirimize girmeyelim” falan gibi çekinceler yok. Tersine, hodri meydan diyorlar. “Ben korkmuyorum kazadan, korkuyorsa o yavaşlasın!” Her virajda adrenelin artıyor, arttıkça daha da cesur hamlelere girişiyorlar. Hayret ve hayranlıkla izliyoruz arkalarından. Helal size be!

Formulaz videosu sayfanın en üstünde. İzlemeyi unutmayın.

İlk turda yarışanlar geliyorlar. Ayakkabılarının altı tamamen erimiş. Bildiğin topuklar sürtünmekten aşınmış, ayakkabıda kocaman bir pencere oluşmuş, içinden kıl çoraplar görünüyor. Anlıyorum ki çok sıkı fren yapmalarına rağmen anca bu kadar yavaşlayabilmişler. Gözüm korkuyor. O kadar serbest paraşüt, rafting yaptım hiç böyle gözüm korkmadı.

Kahramanım Bilge, “Önce ben yarışayım, göreyim nasıl. Sana da ona göre akıl veririm” diyerek bana siper ediyor kendini. 🙂 Kaskı, dizlikleri kuşanıp arabamızı start takına sürüyor. Sabah ahkam kesen ben,  “ Gaza gelme. Dikkat et kendine” diyorum.

Gocvatulenin yere vurması ile Bilge de roketliyor. İzlediğim yerden anca 2-3 virajı görebiliyorum. Son gördüğüm virajda kaza yapıyor. Amanın!!! Ama detay göremediğim kadar uzakta. Heyecanlanıyorum. Birşey oldu mu acaba?! Sonra tekrar arabaya binip yarışa devam ettiğini görüyorum. Önemli birşey yok herhalde. Rahat bir nefes. Ama daha parkur uzun. Oradan sonrasını da göz görmüyor. Tırnaklarımı yiyerek bekliyorum.

formulaz-araba-kazaBiz kırık tamponla yırttık. Bildiğin arabası ikiye bölünen cengaverler vardı. Ön tampon bi elde, arka öbüründe!

Zaman geçmiyor. Sonunda bir kamyon dorsesine doluşmuş yarışmacılar ve arabaları yukarı doğru şarkı söyleye söyleye geliyor. Yüz seçemiyorum ama neşeler yerinde olduğuna göre herkes sağlam. Ohh…

Bilge kamyondan artık tamponu olmayan arabamızla iniyor. 😀 İki kere kaza yapmış ama önemli birşeyi yok. Nasıl mutlu, nasıl mutlu yarışmış olmaktan. Heyecanla anlatıyor, “Çok eğlenceli! Ama yavaşlaman, durman mümkün değil!!!”

Sakinleşince diyor, “Duygu çok dikkatli ve yavaş olmalısın. Sürekli ama sürekli ayaklarınla frenle, hızını kontrol altında tut.”

Yarışmanın tek kadın pilotunun kaza geçirmiş arabasını tamir etmek için sağolsun bütün yarışmacılar destek oluyor. Öyle de tatlı bir rekabet. Kimi bilgisini, kimi çivisini veriyor, ucundan tutuyor. Yarışa arabamız yeniden hazır.

formulaz-yarışYeni start alan arabalar. Henüz aralar açılmamış.

Sonra bir oturuyorum ki direksiyona, kaynar sular başımdan aşağı iniyor.  Klasik araba şablonu kullanırken hiç bunun ayakları genelde 42-43 numara olan erkekler göre ebatlandığını düşünmemişiz.  Benim 36 numara ayaklar fren yapacak kadar yere değemiyorlar! Bizde tecrübe olmayınca, Recep abiler de bu kadar küçük ayaklar için hiç araba yapmayınca akıl edememişiz. Yine pilotlar seferber olup çözüm üretmeye çalışıyorlar. O kadar İstanbul’dan gel, bir gün uğraş araba yap, bi kontrol etme acaba benim ölçülerime uygun mu diye… Bir akıl küpüyüz gerçekten. Tershanede şaşalı bir gemi yapan sonra onu küçük kalan dükkanının kapısından çıkartamayanı duymuşsunuzdur. Bizim tekne de kaldı mı tershanede  😀

formulaz-araba-selfieKaradeniz’den müthiş icat: Organik Selfie Çubuğu! 😀

Görmüşüm gözü kara Karadenizli’leri, nasıl eğlendiklerini, almışım gazı, hiç şimdi vazgeçmek olur mu! Tutturuyorum böyle yarışacağım da yarışacağım diye. Bilge, “Ayakların yere değse tabi ki de yarış, ama böyle bildiğin kamikaze yapmak olur Duygu. Seneye iki araba yaparız. O zaman yarışırsın” diyor. Bana ne, bana ne, ben de yarışıcam da yarışıcam… Marangozlardan Macit Usta da, “Yok Duygu, bence de sen yarışma” diyince ikna oluyorum. Ama nasıl içimde kaldı bir bilseniz. Yemin ederim, Karadeniz’in suyunda bir şey var, bize de bulaştı  😀

Biraz moralim bozuluyor ama finale kalanların hepsinin bizim marangozhaneden hocalarımızın olması heyecanlandırıyor tekrar. Son kez gocvatule havada dönüyor ve ÇAT!!! Arkalarından izliyoruz startı. Birkaç viraj sonra yine gözden kayboluyorlar ve heyecanlı bekleyiş başlıyor; ne yaptı acaba bizim ekip?

formulaz-araba-kazananlarSoldan sağa kazananlar: Recep, Macit, Ahmet – Hepsi de marangozhaneden hocamız!

Çok geçmeden yeri göğü inlete inlete bizim şampiyonları taşıyan kamyon geldi. Yine şampiyon, yine şampiyonlar! Recep 3., Macit 2., Ahmet de 1. olmuş.” Lazbulans” da tasarım ödülünü alıyor.

Bizim şampiyonlar bir yerdeler, bi gökte. Havaya atıp tutmalar, omuzlarda taşımalar… Bir yakalasak biz de tebrik edeceğiz ama ne mümkün. Sanki fetihten dönüyorlar. Öyle büyük bir karşılama, sevinç. Eee, buralarda Formulaz’ı kazanmak büyük gurur. Haklılar da, öyle her baba yiğidin harcı değil bunca gözü kara adamı geçmek.

Kendi mühendislik dehamıza da bahane bulmayalım şimdi. Karadeniz’in suyunda bir şey varsa, mangal gibi yürek, kıvrak zeka ve yaşama sevinci var. Gitmeli, lıkır lıkır içmeli. Horonunu tepmeli, böreğinden yemeli, yaylalarında yürümeli…

“Ben seni sevduğumi

Dünyalara bildirdum”

Ey, nerelisin sorusuna Karadenizli çıkmayınca “Olsun,  o da iyidur” diyen memleket, si zade maoropenan… (seni çok seviyoruz)

 formulaz-araba-twitterTwitter fenomenlerinden Gökhan’la (@twetimgeldi) aynı gruptaydık yarışırken.  Katılan herkesi de madalya ile ödüllendirdiler. Avucumuzu yaladık ama elimiz boş dönmedik yani ;P

Yarış ile ilgili bilgiler, haberler, fotoğraflar ve videolar için burayı tıklayabilirsiniz.

HAZIR ARDEŞEN’E GELMİŞKEN

Çamlıhemşin’e Geçip Zua Coffee’de Kahve Molası Verin

Fotoğraf Kaynak: www.facebook.com/zuacoffee

Burası sadece Karadeniz’de değil, İstanbul Ankara gibi büyük şehirler dahil uzun zamandır radarımıza giren en tatlı cafelerden. Böylesine dingin, böylesine huzurlu bir cafe atmosferini sadece İskandinav ülkelerinde bulabilirsiniz. Fırtına Vadisi’nde yer alan mekan, bölgenin zarif dokusu ile uyumlu ama bir o kadar da ona hava da katan bir yer. Gerçekten 40 dakika yol yapıp, Fırtına Vadisi’ni ve Çamlıhemşin’i gezdikten sonra uğrayıp bir kahve molası vermeye değecek bir yer.

Adres: Şenyuva no: 13, 53780 Çamlıhemşin Tel: (0464) 653 30 13 Konum için tıklayın.

 

The post KARADENİZ UŞAĞI, HAYDİ YOKUŞ AŞAĞI! – RED BULL FORMULAZ appeared first on Biz Evde Yokuz.

]]>
https://www.bizevdeyokuz.com/red-bull-formulaz/feed/ 12
SNOWBOARD’UN KARADENİZLİ ATASI: PETRANBOARD (LAZBOARD) https://www.bizevdeyokuz.com/petranboard-lazboard https://www.bizevdeyokuz.com/petranboard-lazboard#respond Wed, 22 Apr 2015 12:41:42 +0000 https://www.bizevdeyokuz.com/?p=3001 Snowboard meğer ata sporuymuş! Yalnız Petranboard (Lazboard) baya daha zor! Yapınca anladık. Çok şükür, Rize'den çömleği kırmadan dönebildik.

The post SNOWBOARD’UN KARADENİZLİ ATASI: PETRANBOARD (LAZBOARD) appeared first on Biz Evde Yokuz.

]]>
ÖNCELİKLE yukarıdaki PETRANBOARD (LAZBOARD) VİDEOMUZU izleyiniz. Aşağıdaki yazılarda da detayları okuyabilirsiniz. YOUTUBE KANALIMIZA abone olmayı unutmayın.

Snowboard ilk Petran, Rize’de keşfedilmiş! 

Bu topraklardan nice dahiyane buluş çıktığını duyduk: Birbirine bağlanmış pet şişelerden cansimidi, ters çevrilmiş ütüde ızgara, matkaptan mikser yaparak medeniyet adına nice tuğlalar koymuş bir milletiz. 😀 Bunun üzerine, dünyanın en popüler sporlarından biri olan ve daha çok Alpler ile özdeşleştirdiğimiz snowboardun 200 yıl kadar önce atalarımız tarafından bulunduğunu söylesek? Ali Kuşçu, İbni Sina genlerini demek ki nesiller sonra bile devam ediyor, ne güzel!

Petranboard, Kaçkarlar’da, adım atınca, elektirik süpürgesine çekilmiş gibi bir anda toz karda kaybolduğun bembeyaz bir köyde, tahta bir seccade zaman içinde snowboarda evrilmiş.

Bu köyün insanları kestikleri tahtaların üzerinde namaz kılarlarmış. Bu namaz tahtalarını temizlemek için de kar ile ovarlarmış. Üzerine oturup karlı bir yamaçtan kaymak daha pratik olduğundan insanlar bu methodu tercih etmeye başlamışlar. Derken, ta Kaçkarlar’ın tepelerindeki köyden merkeze inmek için süper bir yöntem olduğunu keşfetmişler. Bunun üzerine, tahtanın uçları kar toplamasın diye yukarı doğru yuvarlanmış.  Yön verebilmek için denkleme bir de arka elde tutulan sopa (baton) ve burnunu kaldırarak fren yapmanı sağlayan ip eklenmiş ve namaz tahtasının adı olmuş üzme tahtası.

rize-ikizdere-petranboard-lazboard

Üzme tahtası? Fransızlar onlardan önce Petranlılar bulduğu için çok bozulduğundan değil elbet. 🙂 Karın üzerinde batmadan y”üzdüğünden”. Fiyakalı fiyakalı kayan ünlü Fransız snowboardcuları az üzmemiş o ayrı. Adamlar snowboardun atasının burada icat edildiğini duyunca kameralarla birlikte gelip büyük bir hevesle Lazboard’un üzerine çıkmışlar. Snowboarddaki ayaklar bağlı olmadığından kayma hissiyatı ne kadar aynı olsa da, kontrol mekanizmaları bambaşka. Fırlatıp atmış üzerinden şampiyon snowboardcuları evcilleşmek isteyen at gibi. Sonra sonra alışmışlar birbirlerine tabi, ama yüzene kadar biraz da üzmüş bizim acemi kovboyları.

Pertanboard’dan habersiz, 1965’te Sherman Poppen ilk ilkel snowboardu (tekrar) icat ediyor. Bugün kü Burton’un kurucusu olan Jake Burton Carpenter da, Petranboard gibi ayakların tahtaya sabitlenmediği bu versiyonunu alıp, geliştirip, modern snowboardu yaratıyor. Geçen senelerde fark ediliyor ki, onlar gelirken Petranlılar dönüyorlarmış 🙂  ve başlıyor ünlü snowboardcular Petran’a gelip incelemeye.

manzara-lazboard-petran
Kalk, Petran’a gidiyoruz!

Snowboardun ata sporu olduğu kimin aklına gelir? Hemen kaşınmaya başladık: gidip denememiz gerek! Ne yapıp edip, yolu Rize’ye düşürmek farz oldu. Doğu Ekspresi yolcuğumuz sırasında rotayı Rize’ye doğru esnettik.  Aslında hazır Erzurum’dayken Ovit Geçidi’nden pıt diye geçmek vardı, ama biz uzuuuuun bir otobüs yolculuğu ile ta Kars’tan gelerek kulağımızı baya tersten tuttuk. Karadeniz söz konusu olunca içimizdeki Temel damarı kabardı herhalde. :)))

Doğu Ekspresi yolculuğumuzdaki rotamızı & diğer maceralarımızı bu sayfada bulabilirsiniz. DOĞU EKSPRESİ’YLE KARLI MACERALARA GİDİYORUZ!

Az gittik, uz gittik, dere tepe düz gittik ve masal gibi bir yere geldik. Ayakta durulamayacak kadar dik yamaçlar, inadına üzerine kondurulan ıssız evler, evlerin hemen altında sanki onları tutarmışcasına biriken beyaz bulutlar… Araba da gitmek, uçakta gitmek gibi. Bir buluta giriyorsun, bir çıkıyorsun.  Hani ellerinle gözleri bir kapayıp, bir açarak küçük çocuklara ce-eee yaparsın ya, bulutlar bir gözlerini kapıyor, beyaz bir karanlıktasın, bir ce-eee yapıyor, akıl almaz bir manzaranın içindesin.

Geçen seneden bu yana %16’lık bir sıçramayla ülkede en hızlı nüfusu artan yerlerden biri olmaya aday olsa da, Petran’da topu topu 22 kişi ve birçok terk edilmiş ev yaşıyor. 🙂 Bundan 30-40 yıl önce köyde ne su, ne yol varmış, ama hayat varmış. Kışın tahta evlerin deliklerinden kaçan sıcak havaya rağmen, içeri doluşan vücutlarla ısınan hanelerle dolu, imece usulü yapılan okulunda 2 sınıfa doluşan, zil çalsa da “üzsek” (yani kaysak) diyen sabırsız çocukların cama yığıldığı, en hızlı üzme tahtasını (şu anki Petranborad ya da Lazboard) yapmak için aşırılan odun ve malzemelerden ötürü babaların kulaklarını kızarttığı bir yermiş. Devlet altyapı ağını buraya getirene kadar olan olmuş, giden gitmiş. Şimdi bizi burada ağırlayan Hızır Abi’mizin de okuduğu okulun camına çocuklar yerine, çökmüş damdan içeri yağan karlar yığılıyor.

Baba yadigari evinin kapısını bize açıyor Hızır Abi. Hala inci gibi dizili tabak ve bardakların asılı durduğu duvarın yanından içeri giriyoruz. Yıllar sonra bile yere serilen yataklarda yatan, mutlu bir ailenin sıcaklığı var evde. Evin bir bölümünde eski ahır, bir odasında atölye, diğer odasında da biz varız. Hızır Abi artık İkizdere’de yaşıyor ama bir ayağı sık sık kaymaya geldiği için burada. Önce bize hevesli hevesli sihrin yaratıldığı yeri; Petranboardhanesini gösteriyor. Kenarında talaş birikmiş bir tezgah ve çocukken kulaklarının uzamasına neden olan bir sıra alet. Biz de kendi Lazboard’umuzu yapmak istiyoruz, bize de öğret Hızır Abi! “Şimdi, Petranboard’a Lazboard dersiniz bizi üzersiniz. Rize’nin genelinde Laz olsa da, Petran’da yoktur. O ismi gelen bir yabancı koydu, sonra da yapışıp kaldı. Düzeltmeye çalışıyoruz. Bunun orginal ismi ya namaz tahtasıdır ya da (y)üzme tahtası. Dünyanın tanıması için illa board olması gerekiyorsa da, Petranboard’dur. Burası soğuk, sobanın yanına geçelim de size anlatayım nasıl yapılır…”

petranboard-ikizdere
Petranboard nasıl yapılır?

Çam çıtlaya çıtlaya yanarken, soba sırasını bekleyen odunlar evi mis gibi kokutuyorlar. Hızır Abi bi koşu dışarı çıkıp metal ibriğe karı olduruyor. Sobanın üzerindeki kapaklardan birini kaldırıyor, ateşin üzerine oturtuyor ibriği. Çayın suyu da, kendisi de bahçeden. O sırada evin önünden bir “Hoo” duyuluyor. Hızır Abi, “Hoooo” diye cevap veriyor. Burada telefon pek çekmiyor, bir bar sinyal ya var, ya yok. Bir “Hoo”daki 5 barlık çekim gücünden faydanarak Hızır Abi’nin komşusunu, çocukluk arkadaşı ve Petranboard rakibi Hamit Abi’yi çaya çağırıyoruz.

Gözlerinde çocuklukları canlanarak anlatıyorlar, “Eskiden bütün köyün çocukları kayardı. Bütün kış başka birşey yapmazdık. Saatlerce kayardık. Üstümüz başımız sırılsıklam olurdu, annelerimiz zorla içeri sokuncaya dek kayardık. Deli rekabet ederdik, en hızlı kim kayacak, kim daha yüksekten atlayacak diye. Çok mühim ve prestijli birşeydi en hızlı kayan olmak. Bütün gençler toplanırdık tepenin üzerinde ikindi vakti. Yaşlılar da kapılara çıkardı izlemeye. Hele birisi birine birinciliği kaptırmaya görsün. Derhal daha hızlı bir board yapmaya soyunurdu birinciliğini geri almak için. Babalarımız kızardı onların odunlarından aldığımız için. Biz de ormana gider ağaç keserdik kendimize tahta yapmak için. Yalnız yaş ağaçtan olmaz, önce kuruması lazım. Bir de sağlam olması için ağacın damarlarının birbirine en yakın ve sık olduğu yerden parçaları almak lazım. Ormana girince ağaçlara çarpa çarpa giderken ya da engebeli bir arazide kırılma riski var. Sonra parçaları birleştiriyoruz ve tek bir tahta haline geliyor. Artık sıkıştırmaya yollayabiliyoruz, iyice bütünleşiyor. Sonra tahtanın ucunu suya koyuyoruz ki yumuşasın, böylece yukarı doğru burnunu esnetebilelim. En son olarak da yağlardık.” Hızır Abi hobisine uygun meslek seçmiş. Nalburluk yapıyor. Malzemeleri iyi tanıdığı gibi snowboard endüstrisini de yakından takip ediyor. Yeni kaplama teknolojilerini biliyor ve alıp snowboardunda uyguluyor. Gerçek bir kayakçı. Onu kayarken görmek için sabırsızlanıyoruz.

ikizdere-petranboard

Görelim bakalım şu Petranboardu. Snowboard zaten kayıyoruz, bakalım anlattıkları kadar zormuymuş. 

Petran’da her yer doğal pist. Hızır Abi başlangıç seviyesine uygun bir yamaca götürüyor bizi. Şansımıza bugün çok kar yok. Belki 8-10 cm. En iyi bol karda ve soğuk havada kayılıyormuş ama şansımıza kışın ortasında t-shirt havası var. Bir tur gösteriyor nasıl kayılıyor. Çıkıyorum (Duygu) üzerine, başlıyorum aşağı kaymaya. Sanıyorum ki zaten meğil az, çok hızlı gitmez. Hızlandıkça hızlanıyor. Durmam lazım, düşünüyorum, henüz o konuyu işlememişiz. Tam atayım kendimi derken, üzme tahtası atıyor beni üzerinden. Yüz üstü sağlam bi düşüyorum, Hızır Abi ve Bilge kıs kıs gülüyor. Seni de göreceğiz Bilge Bey.

Bilge zeki adam. Önce durmayı öğrenip de çıkıyor üzerine. 🙂 Herşey de böyledir zaten, enine boyuna araştırır, danışır, fikir alır, önce bin kez kafasında tartar sonra girişir. Banaysa birşeye niyet ettikten sonra hala bilgi toplamak zaman kaybı gibi gelir. Hemen denemek isterim. Meğer durmak ya da hızımızı kesmek için öndeki ipi kaldırıp, bütün yükü arka ayağımıza vererek kesmemiz gerekiyormuş. Nitekim sonuç aynı yere vardı: Petranboard 2, Duygu 0, Bilge 0.  Düşüşleri süspanse edecek kar kalınlığı olmayınca pek acı oluyor sormayın. :/

Hızır Abi bir iki pratik yaptırdıktan sonra kendimizi ufak ufak formda hissetmeye başlıyoruz. Skor tahtasında nihayet Petranboard’u solluyoruz. Öğle yemeğinde yumurtalarımızı yarıştırıken soruyoruz, “Nasılız Hızır Abi?” “Kısa zamanda iyi yol aldınız” diye bize gaz veriyor.

Daktilodan bilgisayara geçer gibi transfer edilebilir bir deneyim değil snowboarddan Petranboard’a geçmek.

Snowboarda nazar bambaşka bir donanım istiyor. En büyük farklı ayaklarını boarda sabitleyememek. Sabitleyemediğin için snowboarddaki gibi tahtanın uzun kenarları ile karı keserek hızını azaltma ya da yön verme şansın yok. O yüzden bu alet çılgın hızlı gidiyor ve snowboardun arkasında bıraktığı izler biraz sağlı solluyken, bunun ki çizgi ile çizilmiş gibi dümdüz.

kaçkarlar-zirve-rize

Petran’da Temel yok, çılgın Temel Reis’ler var!

Petranboard her ne kadar laz işi değilse de, bir laz damarı kesinlikle var. Biraz çılgınlık, biraz gözü karalık olmadan bu işin hakkı verilmez. Petranlılar üzerine bi çıktı mı kamikaze gibi gidiyorlar. Snowboardculara karşı yapılan yarışlarda açık arayla yenmişler. “Petranboard kayanlar hızdan korkmaz, snowboardun hızı hafif gelir” diyince iyice merak ediyoruz Hızır Abi’nin nasıl kaydığını.

Petranboardları bırakıp, snowboardları geçirdik. Petran’ın en dik yamacının başında Hızır Abi ile yan yana duruyoruz, Bilgehan aşağıdan kameraya çekecek. Neresinden kaysam diye dik yamacı ölçerken Hızır Abi aynı Petranboard kayar gibi dümdüz bir çizgide, sıfır slalomla bırakıyor kendini yokuş aşağı. Gözlerimiz fal taşı gibi, nefesimizi tutmuş onu izlerken çılgın hızlanan snowboard tam yamacın bitiği yerde kontrolden çıkıyor ve Hızır Abi taklalar atarak uçuyor. Öyle fena düşüyor ki yüreğimiz ağzımıza geliyor. Hızlıca yokuşu kayıp yanına gitmek istiyorum ama o kadar dik ki, slalom yapmadan inmeme imkan yok. Mümkün olan en hızlı şekilde yanına gidiyoruz. Hızır Abi’nin burnu kanıyor ama gülümsüyor. Burnuna basması için uzattığımız kartopunu alırken, “Merak etmeyin, önemli birşey yok” diyerek gülümsüyor. Hızır Abi’nin ne cesareti, ne dayanaklılığı Temel Reis’te var.

Vücudumuzda minik morlar, ruhumuzdaysa gökkuşakları bırakan harika bir gündü. Artık bir es vermenin vakti geldi sanki.

petran-ikizdere-rize

Bir kişinin yarattığı muazzam fark

Arabada oturmuş günün üzerinden geçerken içimizi Hızır Abi’ye karşı bir minnet kaplıyor. Bizi ağırladığı için mutlu olduk, ama ondan değil. Tarihin tozlu sayfalarına gömülmek üzere olan Petranboard’u saçlarından yakalayıp, kültürümüze kazandırdığı ve dünyaya tanıttığı için. 80’lerde son kalabalık dönemini yaşadıktan sonra köyde, göç nedeniyle ne çocuk, ne yetişkin kalmış. Üzmek kültürü de (Petranboard yapmak) köyün dağılan nüfusu ile ufalanmış gitmiş. Ne yeni çocuk kalmış öğrenecek, ne de öğretecek yetişkin. Köyde kalan tek tük yetişkinler de çocuk gibi görünmek istemedikleri için üzmeye cesaret edemez olmuşlar. Kimse üzmez olmuş. Başka kimse bunu bilmeden, hiç varolmamış gibi tarihten silinecekken Hızır Abi’nin münferit çabası ile ucundan dönmüş. Hızır Abi yetişkinleri tekrar üzmek için cesaretlendirmiş, geleneği canlandırmak için şenlikler düzenlemiş, yurt dışından insanların gelip snowboardu ilk bulan köy hakkında belgesel çekmesine sebep olmuş, buraya turizmin başlaması işin bir fırsat yaratmış. Devletten destek bulamamaktan müzdarip. Biraz kırgın, ama azimli. Kızları ve oğulları da Petranboard ve snowboard kayıyor, sonraki nesiller de kayacak.

Böylece atasporumuz Petranboard’u ölmeden önce yapılacak şeyler listemizden çiziyoruz. Yağlı güreş bekle bizi. 🙂

The post SNOWBOARD’UN KARADENİZLİ ATASI: PETRANBOARD (LAZBOARD) appeared first on Biz Evde Yokuz.

]]>
https://www.bizevdeyokuz.com/petranboard-lazboard/feed/ 0