Evde Yoklar | Biz Evde Yokuz Aktivite, Macera & Gezi Sitesi "Evde Oturan Erken Ölür ;)" Wed, 01 Jul 2020 06:59:14 +0000 tr-TR hourly 1 https://wordpress.org/?v=6.6.4 https://www.bizevdeyokuz.com/wp-content/uploads/cropped-beyweb-icon-32x32.jpg Evde Yoklar | Biz Evde Yokuz 32 32 14 YAŞINDA YELKENLİYLE 2 SENE DÜNYAYI TEK BAŞINA TURLAYAN LAURA DEKKER https://www.bizevdeyokuz.com/14-yasinda-yelkenli-ile-2-sene-dunyayi-turlayan-laura-dekker https://www.bizevdeyokuz.com/14-yasinda-yelkenli-ile-2-sene-dunyayi-turlayan-laura-dekker#comments Sat, 11 Jun 2016 14:28:14 +0000 https://www.bizevdeyokuz.com/?p=11393 Dünyanın etrafını bir yelkenli ile turlayan en genç kişi (14 yaşında) olan Laura dünyayı salladı ve ikiye böldü: Buna izin verilmeli mi, verilmemeli mi? Bu çılgın macerada başına gelenleri ve şu an bir yetişkin olan Laura'nın bugünkü tercihlerini anlattık.

The post 14 YAŞINDA YELKENLİYLE 2 SENE DÜNYAYI TEK BAŞINA TURLAYAN LAURA DEKKER appeared first on Biz Evde Yokuz.

]]>
Laura Dekker’ın, henüz 14 yaşındayken, tek başına 11 metrelik yelkenlisiyle dünyayı turlaması, hem başarısı, hem sebep olduğu ebeveynlik tartışmaları, hem de devletin bireyler üzerindeki söz hakkının sınırlarını sorgulatması büyük yankı buldu.

Tartışmalar dünyayı tam anlamıyla ikiye böldü: Bir yanda  “14 yaşında bir kızın bunu denemesine ne ailesi, ne de devlet izin vermeli”ciler, diğer tarafta da  “Helal olsun, bu kadar yetkin ve becerikli bir kız yetiştiren ve kızının kalıplara takılarak önünün kesilmesine engel olan ailesine”ciler. Bakalım siz ne diyeceksiniz.

Laura 2010’da tura başladığında bir ergendi. Şimdi 30 yaşında bir genç kadın. Bizim onun hikayesine tekrar merak salmamıza sebep olan da tam olarak bu oldu:
Daha 14 yaşında dünyayı turlayan bir kızın acaba yetişkinliği nasıl olur?
Bu süreç daha sonraki hayatını nasıl şekillendirmiştir?
Kapasitesinin ne kadar üstün olduğunu görüp, sürekli fethedebileceği yeni ünvanlar, yarışlar mı kovalar? Ya da bunları çok mu aşmıştır?
Artık uçların insanı olmuştur ve sıradan hayatlar ona dar mı gelir? Ya da sıradanlığı mı özlemiştir?
Kimseye ihtiyacı olmadığını fark edip, aile, eş, dost kavramlarından uzaklaşır mı? Ya da ömrünün yalnızlık kotasını yalnız başına denizde olduğu 2 yılda çoktan doldurmuş mudur?

Buyrun dünyanın etrafını bir yelkenli ile turlayan en genç kişi olan Laura’nın hikayesi ve şimdiki hayatı…



maidentrip
Fotoğraf kaynak: www.maidentrip.com/landing/img/fbimage.jpg

Laura Dekker Denizciliğin Kelimenin Tam Anlamıyla İçine Doğmuş

Babası, Hollandalı bir tekne yapımcısı olan Dick Dekker ve annesi Alman bir sokak performansçısı olan Babs Müller’in çıktığı 7 yıllık tekne turunun ikinci yılında 1995‘te Yeni Zelanda‘da dünyaya geliyor. Dolayısı ile Laura’nın hayatının ilk 5 yılı tekne üzerinde geçmiş. Böylece, Almanya ve Hollanda vatandaşlığına ek olarak, bir de Yeni Zelanda vatandaşlığı olmuş.

7 senelik dünya turundan sonra Dekker çifti 2002 yılında, Laura 7 yaşındayken boşanmış. Boşanma sonrası, Laura babasıyla, kız kardeşi Kim ise annesiyle kalmış. Boşanmanın ardından Laura’nın babası ile kalması hayatının dönüm noktası olmuş: İşi tekne yapmak olan babasıyla Hollanda’da şehir şehir yelken açarak tekneler konusunda çok şey öğrenmiş.

Laura-Dekker-anne-babaAnnesi ve Babasıyla, Foto kaynak: www.lauradekker.nl/English/Home.html

Zaten, Laura daha 6 yaşındayken tek başına denize açılabiliyormuş. İlk zamanlarında babası Laura’ya bir rüzgar sörfü ile eşlik ederek göz kulak oluyormuş. Boşanmanın ardından babasının yanında günden güne kendini geliştiren Laura, önce filika yarışlarına sonra da offshore yarışlara katılmaya başlamış.

Hayatına yön veren bir diğer şey de, 8. yaş gününde hediye edilen Tania Aebi’nin Maiden Voyage kitabı olmuş. Tania Aebi, 18-21 yaşları arasında dünyayı yalnız başına bir tekne ile dolaşmış. Böylece dünyanın etrafını yalnız turlayan en genç kişisi ve dünyayı yalnız dolaşan ilk kadın Amerikalı olmuş. Anılarını derlediği kitabı okuyan Laura çok etkilenmiş.

2006 yazında, Laura 10-11 yaşındayken, açık denizcilik için uygun bir tekne olan Hurley 700 ile alıştırmalar yapmaya başlamış. Henüz bir Hurley’si yokmuş ama 24 saat yarışlarına Hurley’si ile katılan babasının bir arkadaşını kafalamayı başarmış. Laura, teknenin bakımını ve temizliğini yapması karışılığında onu tekneyi istediği zaman ödünç alabilmesi için ikna etmiş. Hollanda’da 16 yaşın altındakilerin 7 metreden büyük tekne kullanmasına izin verilmiyor. Tekne tam 7 metre olduğu için ucundan yırtmış.

laura-dekker-ingiltere

12 Yaşında, 6 Hafta, Köpeği ile Baş Başa Yolculuk

2007 yazında, 12 yaşındayken, bu tekne ile, yanına köpeğini de alıp Wadden Denizi’ne 6 haftalık yalnız bir yolculuğa çıkmış.

Aynı kış, biriktirdiği paranın üzerine babasından borç alıp ekleyerek kendine 7 metrelik bir Hurley 700 almış. Bundan önceki tüm tekneleri gibi adını Guppy koymuş.

2008 yazını Hollanda yakınlarına yelken açarak geçirmiş.

laura-dekker-yelken-turFoto kaynak: www.lauradekker.nl/English/Home.html

14 Yaşında İngiltere’ye Denizcilerin Korkulu Rüyası Manş Tüneli’nden Gidiyor

2009 yazında, 14 yaşındayken, artık dünyayı turlamayı iyice kafaya koyan Laura, babasının da yönlendirmesi ile açık deniz tecrübesi edinmek için Hollanda’dan İngiltere’ye gitmeye karar veriyor. Geçmesi gereken Manş Tüneli, denizciler arasında güçlü akıntıları, zor hava şartları, büyük gemi trafiği ile yelkenliler için acımasız zorluğuyla meşhur. Daha sonra Hollandalı yetkililer ve dünya basını aileyi böyle bir maceraya kızını nasıl teşvik ettiği ile ilgili sıkıştırdığında babası buna izin vermekteki asıl amacının Laura’nın gözünü korkutmak ve dünya turundan caydırmak olduğunu söylemişti.

İngiltere, Laura Dekker’ın Ülkesine Dönmesine İzin Vermeyince

12 günlük okul tatilinde, babasına tam olarak nereye gittiğini söylemeden Hollanda’dan İngiltere’ye yelken açıyor. İngiltere’ye vardığında 14 yaşında bir kızın bir yelkenli tek başına İngiltere’ye vardığını görünce çocuk koruma kurumu babasını arayıp, gelip kızını almasını söylüyor. Babası cevap olarak kızının tek başına Hollanda’ya dönebileceğini söyleyince yetkililer Laura’yı koruma kurumuna yerleştiriyorlar.

Ama Laura’ya inancı sonsuz olan babası, oraya gidip, onu kurumdan çıkardıktan sonra, kızını teknesine teslim ediyor ve karşılamak üzere Hollanda’ya geri uçuyor.

Laura-Dekker-Guppy-ileFoto kaynak: www.lauradekker.nl/English/Home.html

Laura: Tek Başıma 2 Sene Dünyayı Turlamaya Gidiyorum!

İngiltere yolculuğundan hemen 5 ay sonra bir Hollanda gazetesine verdiği röportaj ile, 11,5 metrelik bir Jeanneau Gin Fizz Ketch ile, 2 sene sürecek bir solo dünya turuna çıkacağını duyuruyor. Babası da kızının planlarını desteklediğini açıklıyor.

Planladıkları rota planı Portekiz’den başlıyor, Karayipler’e devam ediyor, Panama’dan geçerek Endonezya’ya varıyordu. Oradan Avrupa’ya geri gelme kısmını yolda duruma göre karar vermek üzere açık bırakmışlardı: Birinci şık; Somali ‘den geçerek Süveyş üzerinden geri dönmekti. Somali’de korsan tehlikesi olması durumunda, ikinci şık devreye giriyordu: Afrika’yı dolaşmak. Ancak ileride anlatacağımız üzere, yasalar gereği planın biraz değişmesi gerekti.

Laura toplam 26 noktada durmayı planlamıştı, bu da aşağı yukarı denizde geçen her 3 haftadan sonra bir mola anlamına geliyordu (Ama daha sonra Laura fikir değiştirdi ve Avustralya’dan sonra 5-6 haftada bir durmayı tercih etti).

laura-dekker-dunya-turu

Foto kaynak: 02varvara.wordpress.com

Dünya Turuna Devlet Hop! Dedi

Gelin görün ki; devlet Laura ile pek de aynı heyecanı paylaşmadı. Sosyal hizmetler yetkililerine göre 14 yaşındaki reşit olmayan bir kızın tek başına böylesine bir yolculuğa çıkması birçok açıdan riskliydi ve engellenmesi gerekiyordu: 1. 14 yaşında bir çocuk böylesi tehlikeli bir yolculuğa hazır mıydı? (Sadece denizclik olarak değil, aynı zamanda göğüslemesi gereken yalnızlık, psikolojik güç, sağduyu vs gibi diğer zorluklar açısından) 2. Bu çocuğun ruhsal gelişimini nasıl etkilerdi? 3. Eğitimi ne olacaktı? vb…

mahkeme-Foto Kaynak: nydailynews.com

Dünya Tartışıyor: Bir Çocuk Üzerinde Devletin Ailesinden Çok Yetkisi Var Mı?

Böylece tüm dünyayı karıştıran, bir seneye yakın süren mahkeme süreci böylece başladı. Tüm dünya bu soruların cevaplarını merak ediyordu ama, hepsinden çok, devletin bir çocuk üzerindeki söz hakkının ailesi karşısında nerede başlayıp, nerede bittiği tartışılıyordu.

Babası, Laura’nın hem denizcilik, hem de karakter gelişimini tartmak açısından Laura’yı devletten çok iyi tanıyordu ve kızını bu iş için yetkin buluyordu. Bu durumda devlete müdahale etmek düşer miydi? Bunun sınırı neydi?

Laura daha sonra yayınladığı kitabında Hollanda Hükümeti ile girdiği hukuksal savaş ile ilgili olarak, açık denizlerde karşılaşabileceği korsanlar, siklonlar, fırtınalar, alaboralar gibi potansiyel tehlikelerden çok, Hollanda Sosyal Hizmetler Bürosu’nun onu denizlerden alı koymasından korktuğunu anlatmıştı.

Laura-Dekker-kitap One Girl One Dream ( Bir Kız Bir Hayal ) adlı anılarından oluşan kitabı
Foto kaynak: www.lauradekker.nl/English/Home.html

14 Yaşında Laura Evde Kaçıyor

Mahkemenin onu engellemesinden korkan Laura, 18 Aralık 2009’da bir not bırakarak evden kaçmış. Kısa bir süre sonra onu dünya turuna başlayacağı yer olan Sint Maarten‘de yakalayan yetkililer Temmuz 2010’a kadar polis gözetimine almış ve takibinde mahkeme, Laura’nın bir sonraki Temmuz’a kadar Çocuk Bakım Kurumu’nun bakımında kalmasına karar vermiş. Neyse ki ailenin itirazları hızlı bir şekilde kabul olmuş ve Laura ailesine teslim edilmiş. Bir yandan da Laura’nın dünya turunun kaderini belirleyecek mahkeme devam ediyormuş.

Mahkemeden Yeşil Işık

Nihayet çok tartışmalı bir sürecin sonunda mahkeme, sosyal hizmetlerin açtığı davada Laura’nın lehine karar vermiş. 1 senedir bu anı bekleyen Laura hemen 2 hafta içinde yola çıkmaya karar verse de, Portekiz’in kanunları da 16 yaş altındaki bir kaptanın o büyüklükte bir tekneyi kullanmasına izin vermediğinden planda biraz oynamaları gerekmiş.

laura-dekker-teknedeFotoğraf kaynak: 02varvara.wordpress.com/tag/laura-dekker

2 Senelik Dünya Turu Nihayet Başlıyor!

Önce babasıyla birlikte Birleşik Krallık’a bağlı ada olan Cebelitarık’a kadar gelmişler. Orada babası ile vedalaşıp, Laura tek başında Sint Marteen adasına geçiyor. Aslında Cebelitarık itibariyle solo dünya turu başlasa da, bir yerden başlayıp, aynı yere geri dönderek tam bir tur yapması açısından turun başlangıç noktası Sint Marteen olmuş.

Laura 20 Ocak 2011‘de Sint Marteen’den dünya turuna başlamış. Aşağıda Laura’nın dünya turu rotasını inceleyebilirsiniz.

laura-dekker-dunya-turu-2

Foto Kaynak: 02varvara.wordpress.com

Laura tek başına dünya turu yapan en genç denizci oluyor!

Böylece 21 Ağustos 2010’da, 38 ft (11,5m) bir Jeaneau Gin Fizz Ketch olan Guppy ile çıktığı dünya yolculuğunu, Kanarya Adaları, Cape Verde, Atlantik Okyanusu, Panama, Pasifik Okyanusu, Hint Okyanusu, Ümit Burnu’ndan geçip 21 Ocak 2012’de 27.000 mil yol yaptıktan sonra başladığı yer olan Sint Maarten’e dönerek tamamlamış. Geri döndüğünde teknesinde en ufak bir hasar yokmuş. Tedbirli davranıp korsanlar ve siklonlar gibi tehlike potansiyeli olan bölgelerden uzak durmuş. Gittiği yerlerde karaya çıkıp bölgeyi gezme ve yeni insanlar tanıma fırsatını da kaçırmamış.

Seyahati boyunca bol bol kitap okumuş, gitar çalmış hatta flüte başlamış. Günbatımından gündoğumuna, yıldız kaymasından mehtaba, kaç birbirinden büyüleyici manzaraya denk geldiğini artık siz tahmin edin. Ufuk çizgisinde günlerce tek bir gemi bile görmediği yalnızlığı çok derin yaşadığı zamanlar da olmuş, yeni insanlarla tanışıp hızlıca can ciğer olduğu zamanlar da.

Laura-Dekker-cocuklarlaDünya turunu bitirip, Sint Marteen’e vardığında ailesi karşılıyor
Fotoğraf kaynak: 02varvara.wordpress.com/tag/laura-dekker

Guiness Rekorlar Kitabı ve Hollanda Basının Elini Taşın Altına Koymayışı

Ne yazık ki dünya turu yapan en genç denizci olmasına rağmen bu girişimi yaşı nedeniyle tescilli olmadığından Guiness Rekorlar Kitabı’na ismini yazdıramamış.

Laura’nın yolculuğunu geçtiği yerlerin yerel medyası dahil tüm dünya basını ilgiyle izlemiş. Her ne kadar denizcilik dünyası olaya başlarda sıcak bakmadıysa da yolculuk sorunsuz bir şekilde geçinde tavır değiştirip, turun bitmesine yakın desteklemeye başlamış. Laura, Ümit Burnu ve Hint Okyanusu gibi zorlu etapları geçtiğinde kendisini tebrik etmiş ve övgüyle söz etmişler.

Dünya basını bu genci alkışlasa da, Hollanda ulusal basını yolculuğa pek yer vermemiş hatta Laura dünya turunu tamamlayana kadar hakkında destekleyici tek bir haber bile yapmamış.

Laura-Dekker-araba-yolculuguFoto kaynak: www.lauradekker.nl/English/Home.html

Peki Ya 14 Yaşında Dünyayı Turlayan Biri Sonraki Hayatıyla Ne Yapmak İster?

Dünya turunu tamamladıktan sonra da Laura yerinde durmamış ve Pasifik Okyanusu’nu ikinci kez turlayarak seyahat notlarını blogunda yayımlamaya devam etmiş. Böylece Guppy adını verdiği teknesiyle toplamda 36.000 mil yol katetmiş. 2 Şubat 2012’de 16 yaşında doğduğu yer olan Yeni Zelanda, Whangarel’e varmış.

laura-dekker-yeni-zellandaFoto kaynak: www.lauradekker.nl/English/Home.html

Tutukaka’da bir süre dalış alanında çalıştıktan sonra doğduğu ama daha önce keşfetme fırsatı bulamadığı Yeni Zelanda’yı keşfetmek için arabayla yollara düşmüş. Bu sürede hem Yachtmaster Ocean Sertifikası’nı almış, hem de yat teslimatı (yatları sahipleri için bir yere ulaştırma işi) yaparak hayatını kazanmış. Elbette Yeni Zelanda’da da Guppy ile küçük maceralara çıkmış. Ayrıca Uzak Doğu’dan New York’a birçok yere Guppy ve erkek arkadaşı Daniel ile gitmiş.

laura-dekker-yelken-dunyaFoto kaynak: www.lauradekker.nl/English/Home.html

Mart 2013’te, Jillian Schlesinger yönetmenliğinde, Laura’nın dünya turu boyunca kendi çektiği görüntülerin de bulunduğu, 82 dklık Maidentrip adlı belgesel çekilmiş. Belgeselin ilk gösterimi Southwest Film Festivali, ABD’de gerçekleşmiş. Belgeselin fragmanını aşağıda bulabilirsiniz.

Mayıs 2015’de 20 yaşındayken de Daniel Thielmann ile evlenmiş.

Laura-Dekker-evlilikFoto kaynak: www.lauradekker.nl/English/Home.html

Laura şimdi 21 yaşında ve hala doğduğu yer olan Yeni Zelanda’da eşi Daniel ile Whangarei Limanı’ndaki yol arkadaşı sevgili teknesi Guppy’de yaşıyor. Hayatını yat teslimatı yaparak ve yolculuğu hakkında sunum ve konuşmalar yaparak kazanıyor. Blogunda açıkladığı üzere bu aralar biricik teknesi Guppy’i satmak ve yerine bir Formosa 51 veya Hudson 50 almak niyetindeymiş. Tabi çok sevgili eski yol arkadaşı Guppysini de öyle herkese satmak istemiyormuş haliyle.

Laura-DekkerFoto kaynak: www.lauradekker.nl/English/Home.html

Guppy’nin Teknik Özellikleri

Laura’nın yola çıkacağı teknenin tüm güvenlik ve teknik detaylarını elbette bu konuda usta olan babasının elinden geçmiş. Teknenin iç donanımını ve dekorasyonu da Laura’ya ait.

Uzunluğu: 12.30 m (bu Laura tarafından su tankı, güneş paneli gibi bazı eklemelerle uzatılmış versiyonu. Orijinal Gin Fizz’in uzunluğu 11.40 metre)

Direk: 3.76 m
Su çekimi: 1.90 m
Ağırlık: 11 ton
Üretim yılı: 1978
Yelken genişliği: 82 m²
Deplasman: 8 ton
Su Hattı boyu: 9.15 m

Guppy

Foto kaynak: www.lauradekker.nl/English/Home.html 

Yelkenler

3 Ana yelkeni, 3 genoa (öndeki küçük yelkenler), 3 staysails (direkler arasında istiralyalar üzerine açılan üçgen yelken) ve bir Code-Zero yelken (hafif havalarda rüzgara daha yakın seyredebilmek için kullanılan genoa ve spinmaker arasında bir yelken) varmış. Zaten tüm bunların birleşiminden oluşan bir tekne her hava şartına uyum sağlayabiliyormuş.

Laura-Dekker-Guppy-kamara

Foto kaynak: www.lauradekker.nl/English/Home.html

Kamara
Klasik bir ergen odası nasıl olursa öyle! Fotoğraflar, posterler, dergilerden kesilmiş küpürler duvarda, okul kitapları etrafta. Yemek pişirmek pek de ona göre bir şey değilmiş. Zaten en sevdiği yemek pratikliğin kare ası domates soslu makarnaymış. Yolculuk aralarında karaya çıktığında da bol bol konserve yiyecek stoğu yapıyormuş.

Laura-Dekker-Guppy-mutfak

Foto kaynak: www.lauradekker.nl/English/Home.html

Enerji

Teknedeki elektrik enerjisi 70-wattlık 3 güneş paneli ve 2 alternatörden geliyormuş. Onun dışında hiçbir jeneratör, rüzgar tribunü veya hidrojeneratör yokmuş. Laura yolculuğu boyunca enerjisiz kaldığı kritik bir durumda karşılaşmamış. Seçtiği güzargahta bir dünya turu için güneş paneli seçeneği zaten çok uygunmuş.

Laura-Dekker-limanda

Fotoğraf kaynak: 02varvara.wordpress.com/tag/laura-dekker

Rakamlarla dünya turu

Hiç karaya ayak basmadan yaptığı en uzun yolculuk: 47 günde 10.742 km yol yaparak kotardığı Darwin-Durban yolculuğu.
24 saat içinde katettiği en uzun mesafe: 359 km
24 saat içinde katettiği en kısa mesafe: 74 km,
Karşılaştığı en yüksek akım: 5 knot / 9 km/s – Güney Afrika’nın güney kıyılarında
En yüksek hız: 11-12 knot / 20-22 km/s
İçme suyu: 250-300 lt

Laura’nın Adım Adım Dünya Turu Rotası

Laura-Dekker-yolFoto kaynak:en.wikipedia.org/wiki/Laura_Dekker

• 21 Ağustos Cebelitarık’dan çıkış.
• 25 Ağustos Lanzarote’ye varış.
• Birkaç hafta Kanarya Adaları’nda Atlantik’teki fırtına sezonunun geçmesini beklemesi.
• 10 Kasım’da Kanarya Adaları’ndan Cape Verde’ye doğru yola çıkış.
• 2 Aralık- 19 Aralık Cape Verde’den Sint Maarten’e doğru Atlantik Okyanusu’nu geçiş.
• 20 Ocak Sint Maarten’den çıkış (1 tam turun başlangıç noktası)
• 11 Nisan Panama Kanalı’nı geçiş.
• 25 Nisan Ekvatoru geçiş.
• 26 Nisan Galapagos Adaları’na varış.
• 7 Mayıs Galapagos Adaları’ndan ayrılış ve 18 gün hiç karaya çıkmadan 5.480 km yol yaparak 25 Mayıs Marquesas Adaları’na varış.
• 1-8 Haziran arası Marquesas Adaları ve Tahiti arası geçiş.
• Moorea ve Bora Bora Adaları’na uğrayarak sonrasında 12 günde 2530 km yol yaparak 8 Temmuz’da Tonga’ya varış.
• 17 Temmuz’da Fiji’ye varış. 30 Temmuz’da Vanuatu’ya varış.
• 8-25 Ağustos arası Vanuatu – Darwin, Avustralya yolculuğu.
• 25 Eylül Durban, Güney Afrika için yola çıkış ve 47 günde kesintisiz 10.260 km yaptıkta sonra 12 Kasım’da Durban’a varış.
• 18 Kasım, Port Elizabeth’ varış.
• 27 Kasım Ümit Burnu’ndan geçiş ve Cape Town’a varış.
• 12 Aralık, Cape Town’dan kuzeye doğru yelken açış.
• 20 Aralık, Hollanda’ya varış.
• 21 Ocak 2012’de, tekrar Sint Maaten’e varış.

 

The post 14 YAŞINDA YELKENLİYLE 2 SENE DÜNYAYI TEK BAŞINA TURLAYAN LAURA DEKKER appeared first on Biz Evde Yokuz.

]]>
https://www.bizevdeyokuz.com/14-yasinda-yelkenli-ile-2-sene-dunyayi-turlayan-laura-dekker/feed/ 17
BİZ EVDE YOKUZ’U NASIL KURDUK VE SÜRDÜREBİLİYORUZ – EVDE OLMAMANIN FORMÜLÜ NE? https://www.bizevdeyokuz.com/kurulus https://www.bizevdeyokuz.com/kurulus#comments Fri, 06 May 2016 10:15:47 +0000 https://www.bizevdeyokuz.com/?p=4063 Nasıl geçiniyoruz? Biz Evde Yokuz nasıl başladı? Nasıl sürdürebiliyoruz? Bunun için hayatımızda ne gibi adımlar atmamız gerekti? Benzer hayatı kurmak isteyenlere ne tavsiye ederiz?

The post BİZ EVDE YOKUZ’U NASIL KURDUK VE SÜRDÜREBİLİYORUZ – EVDE OLMAMANIN FORMÜLÜ NE? appeared first on Biz Evde Yokuz.

]]>
Sizden en sık gelen sorular arasında nasıl evde yok bir hayata geçtiğimiz / bu hayatı sürdürmemizi sağlayan dinamikler var. Çalışıyor musunuz? Nasıl geçiniyorsunuz? Bu çok normal, çünkü herkes hayatında hayallerine daha fazla yer açmak istiyor ve kendine uygulayabileceği çözümler arıyor.

Öncelikle sizi hayal kırıklığına uğratmamak adına yazının başında, yol yakınken söylemek isteriz ki; biz de hala %100 denklemi çözebilmiş değiliz. Biz de hala deneye yanıla hayatımızı şekillendirmeye çalışıyoruz. Ve gördüğümüz kadarıyla hayallare giden sihirli bir formül yok, hatta yerine bolca kan ter var. Sihirli formülü olsa da, herkesin kendine kopyala yapıştır yapabileceği bir şablona dökülmesi mümkün değil. İlla herkesin kendi gerçeklerine uygun bir elbise dikmesi gerekiyor.

Güzel haberse şu; herkesin kendi mücadelesini vermesi lazım ama başkalarından esinlenmek insanın baya yol kat etmesine yardımcı oluyor. Bu sebeple ve sıkça sorduğunuz için, biz de kendi dinamiklerimizi size anlatmaya karar verdik. Kimseye nasihat verecek kadar hayatı çözmüş değiliz, ama bizim yürüdüğümüz yollardan kendinize pay çıkarmak isterseniz, buyrun, dükkan sizin. Bu arada bize ilham veren başkalarının hikayeleri için EVDE YOKLAR bölümümüze göz atabilirsiniz.

Biz Evde Yokuz’u nasıl kurduk? Nasıl sürdürebiliyoruz? Bunun için hayatımızda ne gibi adımlar atmamız gerekti?… Aynı hayatı çizmek isteyenlere tavsiyeler?

Not: Aslında bu yazı bizim takipçilerimizden İsmail ile bir yazışmamızdı. Sonra, bir sürü insanın hep anı şeyi sorduğundan sebep bunu websitemizde paylaşmaya karar verdik. Araya eklemelerimiz olmuştur.


karavan-biz-evde-yokuz-1

Selam İsmail,

Her şey nasıl başladı biliyor musun?
Sene 2012. Ölmeden önce yapmak istediğimiz şeyler vardı ama hep başka önceliklerimiz olduğu için bir türlü zamanımız yoktu. Bilgehan’ın çalıştığı şirket haftasonu ve akşamları etkinlikler yaptığı için haftasonu ve akşamlarımız bile sayılıydı. Yine de elimize geçen her ama her fırsatı listemizdeki birşeylerin üzerini çizmeye kullanıyorduk. Pazartesi sabahı Gökçeada’dan direk işe gelip, arabada üzerimizi değişircesine sıkıştırmaya çalışıyorduk olmayan boşluklara hayallerimizi.

Bir gün evin salonunun en büyük duvarına boyunca bir tahta almaya karar verdik. Ve 2 sene boyunca her gün işten geldiğimizde aynı şeyi yaptık: Bir bira açtık, tahtanın karşısına oturup, hayallerimizi tahtaya yazdık. Her gün. Çok fazla hayali gerçekleştiremedik ama fikirleri tahtada yazı olarak görmek bile sanki onları bir nebze daha somutlaştırarak yakınlaştırıyordu.

2 sene boyunca tahta kabardıkça kabardı. Önce yazıları ufalttık. Sonra yersizlikten hayaller arasında tercih yapmak zorunda kalıp, bazılarını silmek zorunda kaldık. 🙁 Tahta yazıdan çizgiden boğuldu. Ama hayatımızın akışındaysa hiç bir değişiklik yoktu. Aynı 2 sene önceki gibi tahtadaki şeylere açacak hayatımızda yer hala yoktu.

Tamam, hayatımıza iş çok hükmediyordu ama açık konuşmak gerekirse, aslında işlerimizi seven, bize sağladıkları hayattan da memnun olan da insanlardık. Zaten muhtemelen en çok da bu yüzden hayallerimize sıra gelmiyordu. Normal olarak mutsuz bir hayat insanı değişime daha kolay motive ediyor. İnsan kendini güvende ve huzurlu hissettiği yere tutunmaya eğimli oluyor malum.

Bir gün geldi ki, tahtanın evdeki varlığı bize batmaya başladı. Vah vah hiç bir şeyin üzerini çizemedik gibilerinden değil ama. Sen gel, 2 yıl boyunca üzerinde vakit, enerji, emek harca, arkadaşlarını topla fikirlerini almak için, bununla yat kalk falan filan ama hayatında bu yolda hiiiiç bir adım atma. Ama böyle yapsak, şöyle yapsak diye vırvır konuş dur. Aslında hiç de sevmeyiz öyle oturduğu yerden konuşan tipleri.

Tahta işaret ediyordu ki; bir sürü hayalimiz var ama mevcut hayatlarımıza devam ederek bizi onlara götürecek yolda yürümüyoruz. Evet, güvenli ve bizi başka açılardan tatmin eden bir yol. Maaşlı iş hayatına hiç tü kaka yaptığımız yok. Hatta şu an olduğumuz yerden bakınca oh mis 😀 ama o yol bizi hayallerimize çıkarmayacak. Belki başka güzelliklere çıkaracak ama istediğimiz şey bu mu?

biz-evde-yokuz-tahta

Bizim evimizin salonundaki tahta bu değil. Sziget’ten aynı konseptte ölmeden önce yapılmak istenilenlerin yazıldığı bir başka tahta görünce bizim için hepsinin toplamını ifade eden Biz Evde Yokuz yazdık. Bizimkinin fotosunu da bulunca paylaşacağız.

Hani klişe, nefret bir laf vardır uzaktan bakıp, istedikleri şeye sahip olamayan insanlara kapak olsun diye söylenen; “Demek ki yeterince istemiyorsun”. Allahallah sen mi bileceksin neyi ne kadar istediği mi? Valla çok haklı bir lafmış. Gerçekten isteyen insanın eli rahatını bozmaya gidiyormuş çünkü…

(Aşağıdaki satırların sana hitaben yazıldığına bakma, bunlar kendi kendimizle monologlarımızdır. Haşa nasihat falan değil)

Biz gezmek istiyoruz. Gez o zaman? Param yok. Evin yok mu? Kiradaysan kira veriyorsun, evinden çık paran sana kalsın. Yolda bulaşık yıkarsın, garsonluk yaparsın. Ev seninse, oh oh, dünya turuna bile çıkarsın. Aaa! Olmaz, evsiz olur mu hiç? İşimi bırakıp bulaşıkçılık yapmak olur mu? Bir şeyi HERŞEYDEN çok istiyorsan bal gibi de olur kardeşim. Bu bir tek gezmek için geçerli değil, düzenini bozman gereken her hayal için geçerli. “Müzik yapmak istiyorum ama bilgisayar mühendisiyim”, “Tarımla uğraşmak istiyorum ama bankacıyım”…

Herşeyden çok istemiyorsan, ev iş güvencesi daha ağır basıyor olabilir. Mantıklı ve normal olan da bu zaten. 🙂 Önemli olan kendine dürüst olman. Önceliklerini kabullenip, gezmeyi çok istiyorum diye arkadaşlarını, kendini, evdeki tahtayı darlamayacaksın. Önceliğin oysa o, öbürüyse öbürü…

Hakikaten birşeyi herşeyden çok isteyenler, ne pahasına olursa olsun peşine düşüyorlar. Bunu görünce kendi samimiyetimizden şüphe ettik. Gerçekten bu hayalleri o kadar çok istiyorsak bizi onlara götürecek hamleler yapmamız gerekmez mi? Onlara izin vermeyen hayatımıza devam etmeyi tercih etmemiz aslında onları şu an sahip olduğumuz şeylerden daha az istediğimizi göstermiyor mu?

Baktığında hayatta mutlu olmanın formülü beklentilerini ve yürüyeceğin yolu bir doğruya oturtmak. Tutarlılık.  Ayağının bir yolda ama gözünün başka yolda olmaması. Yani ya varmak istediğin hedefe göre bir yol seçmek, ya da yolunun geçeceği rotada bir hedef. O zaman tatminsizlik yaşamak çok daha zor. Bak Duygucum, bak Bilgecim, ne arzun birincil önem taşıyorsa ona göre yol seçeceksin, ya da yoluna uygun şeyler arzulamaya bakacaksın. Yoksa ikilem insanı yiyiyor, hep istediklerini ulaşamıyormuş gibi hissettiriyor, halbuki insanın elinde hedeflerini ya da yolunu değiştirmek. Sonuçta hayat seçimlerden ibaret ve seçimlerin bedelleri var. Bedelleriyle mevcut hayatımızı mı şeçiyoruz, bedelleriyle hayallerimizi mi… Gerçekten önceliğimiz ne?

Ciddi ciddi oturup bunun üzerine düşünmeye ve kafa yormaya başladık.

Önce 2 yıl arafta kaldıktan sonra, bundan 2 yıl önce bu ne perhiz, bu ne lahana turşusu haline bir son vermemiz lazım dedik. Sonuçta kendimizle mutlu olmamız için kendimize dürüst ve tutarlı olmamız gerekiyor. Bu herkes için böyle, hem kendini sevebilmesi, hem de mutlu olabilmesi için. Ya hayallerimize giden yola girmemiz lazım, ya da girdiğimiz yola uygun hayaller seçmemiz.

Ölçtük, biçtik, tarttık. Bize ne lazım, elimizde ne var, bunlarla ne yapabiliriz… Önce ihtiyaçlarımızı tespit ettik: Hayallerimiz için zaman, yaşamak için para lazım.

Baktık, mevcut işlerimizle bu ihtiyaçların hepsini karşılayamıyoruz. Para kazanıyoruz ama zaman kaybediyoruz. O zaman burada bir değişiklik yapmamız lazım. Ne yapabiliriz?

1. Para kazanmak için çalışmamız lazım, o net.
2. Beraber çalışmamız lazım ki aynı takvimlerde olabilelim.
3. Kendi zamanımızı yönetebileceğimiz bir iş yapmamız lazım ki hayallerimiz için zaman yaratabilelim.
4. Yaptığımız şeyin para etmesi için şimdiye kadarki iş tecrübelerimize paralel olması lazım.

Bu arada, bizim kendimiz için çıkardığımız 4 maddenin herkes için böyle olması gerekmiyor. Kimisi hiç planlama yapmadan bam güm değiştiriyor hayatını, yolda çözüyor her şeyi. Yolda garsonluk, resepsiyonistlik gibi işler buluyor. Kimisi önce senelerini verip, çok para kazanıp faizini yiyor… Herkesin kendine göre bir formülü var. Biz kendi alışkanlıklarımız ve hayat beklentilerimiz doğrultusunda bunun ortasını bulmak istedik.

Ne yapacağımızı çok bilmeden, yolun da bize rehberlik edeceğine güvenerek işlerimizden ayrıldık, ilk adım olarak masraflarımızı azaltmak için evlerimizi boşalttık, ilk aşamada köpeğimizi de alıp, bir karavana yerleştik ve hayatımızla ne yapacağımızı ve hayallerimizi aramaya düştük yollara.

caretta-karavan-içi-manzaraKaravanımızla yaptığımız yolculuğu Biz Evde Yokuz Yollarda‘dan okuyup, videosunu izleyebilirsiniz.

Uzaktan daha riskli görünüyor ama o kadar da büyütülecek bir mesele değil aslında. Her şey patlayıp çatlasa, en kötü ne olabilir ki? Açlıktan ölmezsin. İş bulursun. Yanlış hayatı mı seçmişiz? Ne var, geri döneriz. İşimize aynı şirket, aynı pozisyondan devam edemesek bile yine bir yerden devam ederiz. Evi mi özledik? Her zaman ailelerimizin, arkadaşlarımızın evleri var. Geri dönüşü olamayan hiç bir şeyin olmadığını fark edince daha cesur olabiliyor insan. Tabi iki kişi olmanın, en kötü durumda bile insanı daha güçlü tutan bir yanı da olduğu kesin.

Neyse ki, biz seçimimizde yanılmamışız. Yeni hayatımızı sevdik ve sürdürülebilir kılmak için planlar yapmaya başladık. Yukarıdaki maddelerin ışığında hayatımızı şöyle bir kurguya evirmeye başladık: İkimizin de geçmişi organizasyondu ve etkinlik ajansı kurmaya karar verdik. Beraber çalışabilmemiz ve eski iş tecrübelerimizi değerlendirebilmek için ideal oldu. Ayrıca etkinlik organizasyonu on-off bir takvimde çalışmak için de ideal. Mesela bir koşu organizasyonu  yapıyorsak, o iş bütün seneye yayılmıyor. Etkinlik günü, öncesi, sonrasında bir müddet İstanbul’a çakılıyız ama projeyi teslim ettikten sonra bir sonraki projeye kadar olan zaman bizim.

Daha önce de dediğim gibi seçimlerin bedelleri var. Eskiye nazaran çok ama çoooooook daha fazla çalışmaktayız. Ama eskisi kadar para kazanmıyoruz. Maaşlı işin düzenli geliri, kolay işleyişi, kafa rahatlığı yok. Ama hayallerimize ve kendimize sadık olmamızı sağladığı için eskisinden daha mutluyuz.

Yeri gelmişken söyleyelim, böyle bir hayat oldukça zorlayıcı bir hayat. Hiç de öyle Dolce Vita değil. Nereye gidersek gidelim, oradaki zamanımızın yarısı çalışmakla geçiyor. Bu devirde laptopun neredeyse ofis orası. Machu Picchu’nun tepesinde olmamız çalışmadığımız anlamına gelmiyor. Kendi işini yapmak zaten ayrıca sorumluluk isteyen ve stresli bir durum. Şirket batarsa batar, ben yoluma devam ederim diyemezsin. Hele çalışanlarında varsa. Her gelişmenin nefesini ensende hissediyorsun.

karavan-biz-evde-yokuz-ofis

Bizim seyyar ofis. Tamam tuvaleti yok ama daldan incir koparıp yemece var. 🙂

2015 yılbaşı bizim için çok kabus geçmişti: Karavanla turladıktan sonra iş için İstanbul’a geri gelmiştik. Büyük bir projeydi. Önümüzdeki en az 6 ayı kapsayacaktı. Hazırlığı içinde zaten 3 aydır üzerinde çalışıyorduk. Aileden birinin kiralamaya çalıştığı bir evi vardı. Kiracı bulana kadar biz yerleştik. Sonra 1 Ocak’ta taşınmak üzere eve kiracı çıktı. Proje en az 6 ay süreceği için başka bir ev bulduk. Derken 31 Aralık’ta, tam da yılbaşı günü, bir anda hayatımızı üzerine kurduğumuz bütün sütunlar bir bir yıkıldı: Önce kovaladığımız işin olmayacağının haberi geldi. İş olmayacağı için bize 3 aylık çalışmamızı da ödemeyeceklerdi. Kötüsü biz önümüzdeki 6 ay dolu olacağımızı düşündüğümüzden başka iş de almamıştık. Yani 9 aylık finansal bir yumruk yedik. Derken taşınacağımız evde bir problem çıktı ve bizim ertesi gün kaldığımız yeri boşaltmamız gerekiyordu. Son olarak, karavanla gitmeden önce eşyalarımızı bir depoya tıkmıştık. Bir açtık ki kapısını, içeriyi su basmış; tüm mobilyalarımız, maddi manevi değeri olan tüm eşyalarımız çürümüş. Herşey çöp olmuş. Yani yılbaşı günü evsiz, işsiz, eşyasız, 9 aylık maddi zararla kalakaldık. Nasıl kendimizi yenik ve perişan hissettiğimizi anlatamayız. Her zaman ailelerimizin yanında yerimiz, tükenmeyecek kredimiz var ve kanlarıyla canlarıyla arkamızdalar, o ayrı. Ama hayatında kritik seçimler yapmış iki yetişkin olarak kendimize yetebilmek, seçtiğimiz yolun sorumluluklarını almak zorundayız. Belki 2 kişi olmasak burada topu atardık ama sarılıp uyuduk. Ertesi gün kaldığımız yerden devam ettik. Toparlamamız zaman ve güç aldı ama yeterince debelenince sütü tereyağına dönüyor. 😀  “İki küşük fare bir kova süte düşer. Birincisi kolay vazgeçer ve boğulur.  İkincisi vazgeçmez. O kadar mücadele eder ki, çırpılan süt tereyağına çevirir ve kovanın içinden çıkar”,  Catch Me If You Can filminden.

Anlayacağınız bu işler hiç de dışarıdan sanıldığı gibi dolce vita değil. Biz iki işi aynı anda yaptığımız için (Biz Evde Yokuz ve ajans) aşırı çalışmamız, aşırı yorulmamız, aşırı esnek olmamız, kendimizden çok vermemiz gerekiyor. Tek başına Biz Evde Yokuz bile aşırı yorucu olabiliyor. Kendi işimizden daha zor, yorucu ve talepkar. Yollar taşlı, ama bu ondan keyif almadığımız anlamına gelmez. Her seçimin bir bedeli var biz de bizimkine razıyız. Gün geçtikçe iyiki de yapmışız diyoruz. Listemizdeki maddelerin üzerini artık çok daha hızlı çiziyoruz.

Şimdi hayalimiz bizim ajansla bir gün hiç uğraşmak zorunda olmamak. Farklı kulvarlarda işini gezmek yapmış, hayatını bu şekilde idame ettiren insanlar var: Saffet Emre Tonguç, Sezgin Yılmaz, Kemal Kaya gibi. Hayalimiz oraya varmak. Ama “Biz artık rutin hayata dönmeyiz” gibi bir iddamız da yok. İddamız yok, idealimiz var. 🙂 İki sene sonunda Biz Evde Yokuz da para kazanmaya başladı. Ama emekliyor hala. Ajans tarafından elimizi eteğimizi çekmemize daha var.

Biz Evde Yokuz’u kurarken hiç de gezgin kafasıyla kurmadık. Hatta bizim hayalimiz gezmek bile değil. 🙂 Ölmeden önce yapmak, denemek, öğrenmek istediğimiz çok şey var. Yani biz gezmek değil, hayatı zenginleştiren, zihnimizi ve bedenimizi uyaran deneyimlerin peşindeyiz. Bunun içinde yaban hayat için gönüllü olmak da var, bisikletle tura çıkmak da, serbest paraşütle adrenalin patlaması yaşamak da, Doğu Ekspresi ile ülkenin bir ucundan öbürüne gidip, buzla kaplanmış Çıldır Gölü’nü delip, balık tutmak da, hayatta kalma eğitimi almak da, permakültür öğrenmek de. Listemiz uzun. Biz hayallerimizin peşinde koşarken tecrübelerimizi aktararak benzer hayalleri olanlara yol göstermek, cesaret ve ilham vermek için Biz Evde Yokuz’u kurduk.

Hikayeyi bilmeden uzaktan bakanlar deneyimlerin peşinde bi sağda, bi solda olduğumuzu görünce bize gezgin dediler. 🙂

Şimdi Biz Evde Yokuz 2 yaşında. Tahtamızdakilerle ve kendimizle yüzleşmemiz 2 yıl sürdü. O zamanı kaybetmeseydik, şimdi 4 yaşında olacaktı. Yani 4 yıldır hayallerimize giden yolu açmak için debeleniyoruz. Hala da sihirli formülü bulamadık. Muhtemelen de öyle bir de şey yok ama bolca öğrenimimiz ve çıkarımlarımız oldu. Bunlar sayesinde kendimize uygun bulduğumuz yolda bizi mutlu edecek kadar mesafe kaydettik. İstedik ki, hayalleri ister benzer, ister farklı olan insanlar, hayallerine doğru bizden daha kolay ve daha az zaman kaybederek adımlasınlar. Bizim deneme yanılmalarımız isteyen herkese ışık tutsun diye paylaşalım dedik.

BizEvdeYokuz-2.-yasBiz Evde Yokuz’un 2. yaş günü, Altın Örümcek‘te kazandığımızın haberi, 5 günlük trekin dev finali
Machu Picchu’dayken arka arkaya denk geldi! 3 bomba birden! 

Hayallerimiz ve kendince bir hayat düzenimiz vardı ama hayatımızın amacı diyebileceğimiz kadar büyük bir şey yoktu. Zaten hayatının amacı denilen şey aşırı büyük ve zor bir şey. Herkeste de olması gerekmiyor, olmadığında da *bizce* gayet mutlu yaşanabiliyor. Arada mesajlardan harika haberler çıkıyor: 18 yaşında bir genç kızın serbest dalışa başlamasına, bisiklete ömründe hiç binmemiş 60 yaşında bir abinin hayatını bisiklet üzerinde geçirmesine, başkasının engellilerle çalışmasına, diğerinin ilk defa yurt dışına çıkmasına sebep olmuşuz. İlham verdiğimiz evlenme teklifinden, karavan alanlardan, motorla izimizden tura çıkanlardan haberleri aldıkça biz de hayatımızın amacını bulduk gibi hissediyoruz. İçimizde olduğunu bilmediğimiz bir boşluğu doldurdunuz.

Evde Yoklar Ailemiz, sizi çok seviyoruz. İyi ki varsınız.

 


 

karavan-biz-evde-yokuz

Bu bizim hikayemiz.

Pegasus röportajında sormuştu:

“Size imrenen ve hayatı sizin gibi yaşamak isteyenler nereden başlamalı?”

Zor bir süreç. Karar vermesi ayrı zor, hayatını değiştirmeye karar verirsen devamı ayrı zor… Başlamak en zor kısmı derler. Duyduğumuz en büyük yalan. Sürdürmek 100 bin kat daha zor. 😀 Demedi demeyin.

Henüz biz de tam deşifre edebilmiş değiliz ama bir sürü çıkarımımız oldu:

– Kendimize zaman yaratabilmek için proje bazlı çalışmamız gerektiğini biliyorduk. Dolayısı ile, becerilerimizi ve tecrübelerimizi kullanarak nasıl proje bazlı bir iş yapabiliriz onu aradık.

Onlar da mesleklerini nasıl proje bazlı yapabilirler/ ellerindeki imkanlarla nasıl  kendi zamanlarını yönettikleri bir iş kurabilirler düşünebilirler. Ör: Yazılımcı arkadaşımız Serkan dışarıdan proje alıyor. Program yazması bitince bitince seyahat ediyor. Dönünce yeni proje alıyor. Doğası sezonluk olan sektörler de (turizm, eğitim gibi) zaman yaratmak açısından uygun olabilir.

– Düşündük, herşey patlar çatlarsa ne yaparız? İnsanın eğitimi veya iş tecrübesi iyi bir yedek paraşüt. İşler planladığımız gibi gitmezse kürkçü dükkanına geri dönebilecek kadar bir konuda yetkinlik kazanmak tavsiyemiz olur.

– Beklediğiniz gibi gitmezse? Tam kaldığımız yerden başlayamasanız da, her şekilde bir yerlerden başlarsınız. Bu fikirle arkadaş olun.

– Bazen insanın üzerine o kadar büyük sorumluluklar (kredi borcu ödemek, çocuk yada yardıma muhtaç bir aile büyüğü ile ilgilenmek) oluyor ki, risk almak ya da hayati değişiklikler yapmak mümkün olmuyor. Şartların değişmesini beklemek gerekebiliyor. Yine de bu süreci hayalleri için uygun zemini hazırlamak için kullanabilir insan. Borcu bittiğinde gezmek istiyorsa, şimdiden işini nasıl mobil hale getirebilir düşünüp, ona doğru adımlar atmalı. Örneğin, fotografçılık yaparak para kazanmak istiyorsa, şimdiden bir iki dergi ile görüşmeli, fotoğraf becerilerini geliştirmeli ya da mevcut işine devam edecekse, onu nasıl mobilleştirebileceği üzerine kafa yormalı.

Bu işler kolay mı? 

Mücadeleye hazır olun.

Mücadele size göre değilse de herkese maceraya atılmak zorunda değil. İnsan hangi hayatla daha mutluysa onu tercih etmeli. 9-18 ofisine gidip geldiğin, kariyer odaklı hayalleri olan, mutlu mesut yaşayıp gitmek son derece güzel bir hayat tercihi olabilir. Önemli olan seni mutlu edecek hayat neyse ona doğru adımlamak. Ayağın bir yolda, gözün başka bir yerde olmasın. “Baktığında mutlu olmanın formülü beklentilerini ve yürüyeceğin yolu bir doğruya oturtmak. Tutarlılık. Yani ya varmak istediğin hedefe göre yol seçmek, ya da yoluna göre varmak istediğin yer.”

oscar-wilde-dünyada-en-ender-şey
Biz tahtamıza resimdeki Oscar Wilde’un sözünü yazmıştık. Bizi çok itti değişim ararken.
Size de sizin hayallerinizle alakalı bir sözü hep gördüğünüz bir yere koymanızı tavsiye ederiz.

Bir de bize çok ilham veren bir kişi var. Ona da burada yer vermezsek olmaz. Tim Ferriss. Burada blog‘u var. Şu da kitabı The 4 Hour Workweek. Çok tavsiye ederiz.


 

TED Konuşmamız

The post BİZ EVDE YOKUZ’U NASIL KURDUK VE SÜRDÜREBİLİYORUZ – EVDE OLMAMANIN FORMÜLÜ NE? appeared first on Biz Evde Yokuz.

]]>
https://www.bizevdeyokuz.com/kurulus/feed/ 166
ÖLENE DEK SÜRDÜRECEĞİ DÜNYA SEYAHATİNİN 25. YILINDA – LIVIN4WHEEL https://www.bizevdeyokuz.com/livin4wheel https://www.bizevdeyokuz.com/livin4wheel#comments Mon, 07 Mar 2016 17:50:19 +0000 https://www.bizevdeyokuz.com/?p=8231 Amazon'da bir kabilede büyüyen, 25 yıldır dünyayı gezen ve ölünceye dek gezecek olan "yabani" bilge Crom. Beyaz adamlar kabilesini ormandan atınca medeniyetle tanışmak zorunda kalıyor. 16 yaşında, modern köleliği reddetip, parasız, yalnız, İngilizcesiz ama özgür yaşamak üzere dünyayı gezmeye çıkıyor.

The post ÖLENE DEK SÜRDÜRECEĞİ DÜNYA SEYAHATİNİN 25. YILINDA – LIVIN4WHEEL appeared first on Biz Evde Yokuz.

]]>
Yazımızı okumaya başlamadan önce, Livin 4 Wheel ile yaptığımız sohbetin yukarıdaki videosunu izleyiniz. Livin 4 Wheel ekibiyle Transilvanya gezimizde karşılaştık. Onlar da bizim gibi Dünya’nın En Güzel Yolu olarak bilinen Transfagaraşan‘ı görmeye, hayatlarına bir milat daha eklemeye gelmişlerdi. Üzerinde “We are not Germans” (Alman değiliz) yazan karavan minibüsleri görünce, arabadan ilk inene heyecanla sorduk, “Dünyayı mı geziyorsunuz?”

“Ben dünyayı gezmiyorum. Dünyayı yaşıyorum. Çünkü dünyayı gezmek eninde sonunda döneceğin bir yer olduğu anlamına gelir. Benimse yok. Benim kalıcı adresim bu karavan” diyerek manifesto gibi bir cevap verdi.

transfagarasan-yolları-yeni-insanlar

Böyle bir cevap karşısında hem hayranlık, hem de şaşkınlıkla affalladık. Ömür boyu herhangi bir şeyi yapmaya karar vermek tek başına çok iddalı birşeyken, bir de konusu bu kadar sıradışı bir karar olunca hipnotize olduk. Onlar anlattıkça hikaye daha da bir büyülü hal aldı. Sayfanın en yukarısındaki videomuz ve aşağıdaki yazımızla hikayelerini size ulaştırmak istedik.

Crom, bu ölünceye dek sürdüreceği yolculuğun 25. yılında. Brezilya’nın yağmur ormanlarında bir kabilede büyümüş. 13 yaşında ormandan atılana kadar Portekizce bile bilmeyen Crom, 16 yaşında tek başına dünyayı gezmeye başlıyor. Hayatı boyunca mevcut düzenin bir parçası olmamış: Ne sabit bir işte çalışmış, ne de bir yere kök salmış. Buna rağmen sayısız ülke gezmiş, şahane İngilizce öğrenmiş, ve söylediğine göre Kenya’da balon yolcuğu yapmaktan, Bali’de lüks otellerde kalmaya çok lüks deneyimler de yaşamış…

livin4wheel-karavanda

Valine ise dünyanın en medeni ülkelerinden biri olan Hollanda’da, sıcak bir aile ortamında büyümüş, yüksek eğitim almış ama vaad edilen yüksek standartların birer hapishane olduğuna karar vermiş ve kendini yollara atmış. Ve nihayetinde hayatın kodunu büyük çözmüş. Dünya düzeninin kölesi olmadan, nimetlerinden faydalanabileceği bir denge bulmuş. Şimdi uzaktan, her istediği yerden hem para kazanıyor, hem de “dünyayı yaşıyor”.

Biz, Crom ve Valine’nin hikayesini, bundan iki yıl önce işimizi, eşyalarımızı ve evlerimizi terk edip, bir karavana sığışıp kaçırmaktan korktuğumuz hayatın peşine düşen iki insan olarak dinlediğimizde etkilendik ve heyecan duyduk. Biz radikal kararlar aldığımızı düşünürken, bu kadar özgür düşünen insanlarla konuşmak kafamızı açtı, içimizi ümitle doldurdu ve hikayelerini olabildiğince insana ulaştırmaya karar verdik.

En Yukarıdaki videoyu izlediyseniz aşağıdaki şöyleşiden devam edebilirsiniz:

livin4wheel-kis-karavan

Ne zaman ve nerede doğdunuz?

C: Ben bu galaksinin bir vatandaşıyım ama size medeni insanlara göre Brezilya dediğiniz dünyanın bir yerinde doğdum.
V: 1982’de Utrecht, Hollanda’da doğdum.

Çocukluğunuzdan bahseder misiniz ? Büyüdüğünüz yer nasıl bir yerdi?

C: Maddi anlamda değil ama özgürlük anlamında çok ayrıcalıklı bir çocukluk geçirdim. Çocukluğum doğa ve vahşi hayat ile iç içe yaşayan bir kabile topluluğunda geçti. Çoçukluğumun en ilginç yanı kabile halkının bilgelikleriydi.
V: Doğduğum şehir olan Utrecht’de büyüdüm. Güzel bir ortaçağ şehridir. Genç bir kızken ve öğrencilik yıllarımda orada olmaktan mutluydum: dışarı çıkmak veya alışveriş yapmak için bir sürü seçenek vardı. Hayatımın 26 senesini orada geçirdim ve şimdi başka yerler görmekle daha çok ilgileniyorum.

Ailenizden bahseder misiniz? Kardeşiniz var mı? Nasıl bir aileniz var?

C: Kan bağı ile akrabalık kavramına inanmıyorum. Galaksinin bir parçası olarak hepimiz bir aileyiz. Hepimiz derken galakside yaşayan tüm canlıları kastediyorum, sadece insanlardan bahsetmiyorum.
V: Yedi senedir Fransa’da yaşayan benden küçük bir kızkardeşim var. Senede 2-3 kez görüşmemize rağmen oldukça yakınız. Ailem Hollanda’da yaşıyor. Tabii ki birbirimizi görüyoruz. Bu Aralık’ta Noel ve yeni yıl kutlamaları için onları ziyarete gideceğiz.

livin4wheel-yemek

Eğitim durumunuz nedir?

C: Benim eğitim durumum hayat okulundan ibaret. Latince öğrenmek demek olan “educare” kelimesini “içinde olanı dışarı çıkarmak” anlamına gelir. Yani zaten öğreti insanın içindedir. Medeni insanlarsa, dışarıdan topladıkları bilgileri körpe beyinleri tıkıştırdıkları bir eğitim sisteminde aslında insanları köreltiyorlar. Körpe derken sadece küçük çocukları kastetmiyorum. Eylemlerini sorgulamayan ya da gördüğünü düşünmeden tekrar eden yetişkin olmayan beyinlerden bahsediyorum.
V: Ben Sosyal Hizmet okudum ve bu alanda çalıştım.

livin4wheel-karavan-yemek

Sizi yollara çıkmaya teşvik eden ne idi?

C: Ergenlik günlerimden beri yollardayım. Eğer dört tekerlek üzerinde yaşam hakkında soruyorsan, bu hep kafamın bir yerinde duran bir rüyaydı. Valine ile tanıştığım zaman ikimizin de ortak bir rüyası olduğunu fark ettik. Berlin’e onu görmeye geldiğimde ve o da aynı hayali yapmak için birini arıyordu. “O zaman yaşamak için neyi bekliyoruz, hadi yapalım!” dedim. İki hafta sonra karavanımız Box’a taşınmıştık bile. (Bizim karavana BOX yani kutu diyoruz)

V: Bu uzun hikaye. Size nasıl bir göçebeye dönüştüğümü anlatacağım: Seyahat etmeye her zaman büyük merakım olmuştur ama aynı zamanda bu hep zengin insanların yapabilceği bir şeymiş gibi gelirdi. Gençken seyahat etmek isterdim ama yeterli param yoktu ve ailem de bunun için bana para vermiyordu. Liseyi bitirdikten sonra ilk yaz dönemi işi için yurtdışına çıktım: Danimarka’da çilek toplama işi. Bunların hepsi internetin gelişmesinden önceydi (tahmin edebileceğiniz gibi), bu yüzden tüm bilgileri work&travel (gez ve çalış) acentalarının broşürlerinden edindim. Büyük bir maceraya başlıyor gibi hissediyordum! Ve oldu: ilk kez tek başıma yolculuğa çıktım, ilk kez otostop yaptım ve bir sürü yeni insan tanıdım. Harika hissettim!

Bundan sonra, Avrupa’da bir sürü yaz dönemi işine gittim. Avusturya’da bir otelde, Fransa’da bir kampta, İtalya’da tur rehberi olarak çalıştım. Ama birkaç ay sonra ya okuluma ya da işime geri dönmek zorundaydım.

Uzun bir süreli seyahat edebilmek için bir yol bulmak istiyordum. Sadece nasıl yapacağımı bilemiyordum. Bir gün hayalini kurduğum bu büyük yolculuk için para biriktireceğim bir işe başladım. Ama o gün, asla gelmeyecek gibi görünüyordu. Para biriktirmede çok kötüydüm ve tasarruf hesabım hiç büyümüyordu. Yine seyahatin sadece zengin insanlar için olduğunu düşündüm.

living4wheel-gun-batimi

Birkaç yıl sonra ilk ‘gerçek’ işimde çalışmaya başladığımda, parasını ödeyebildiğim birkaç haftalık ilk tatil fırsatını yakaladım. Her zaman ucuz uçak bileti bulma bağımlısı olmuşumdur ve şansıma Brezilya’ya gidiş dönüş ucuz uçak bileti buldum. 3 haftalığına oraya gittim. İşte olanlar orada oldu! Bu güzel ülkede yalnız seyahat etmek bende daha fazla seyahat etme duygusunu uyandırdı. Uzun süreli seyahate çıkabilmek için 8 ay daha çalışıp para biriktirmeye ve sonra da işimi bırakmaya karar verdim.

Para biriktirme konusunda gene başarılı olamadım ama yine de, param olsun olmasın, 8 ay sonra işimi bırakmaya karar verdim. Az para ile mümkün olduğunca uzun seyahat etmek için gönüllü çalışacaktım. Workaway.info websitesi üzerinden Brezilya’da gönüllü çalışabileceğim iki yer buldum. İlkinde kültürel bir alanda, sonrasında bir yoga stüdyosunun inşaatında 3 ay çalıştım. Bu ikinci yerde Crom ile tanıştım. Tüm param bitmiş olmasına rağmen eve dönmek istemedim. İşte o anda internet üzerinden çalışma fikri aklıma geldi.

Derken, internet üzerine hayatımı çevirebileceğim yeterince iş bulmayı başardım. Takip eden senede Avrupa’ya geri döndüm ama yeni online işlerim sayesinde istediğim yerde vakit geçirebilirdim: Fransa’da kızkardeşimde, Hollanda’da ailemde, Berlin’de arkadaşlarımda kalabilir ve yeni yerler keşfedebilirdim. Her yerde, her şekilde, aynı şekilde çalışıp, aynı parayı kazanabilirdim!
livin4wheel-valine

Tüm bu zaman süresince Berlin’de hala kiralık bir dairem vardı. Ama artık bir daireye ihtiyacım olmadığını fark ettim. Kira, elektrik faturaları, mobilyaların hepsini sırtımda bir yük olduğunu gördüm. Ayrıca, tam anlamıyla özgür olabilmek için geri döneceğim bir yerin olmamasını istedim. Özünde tek ihtiyacım olan sırt çantam ve dizüstü bilgisayarımdı. Geri kalan herşeyden kurtulmaya ve dairemden vazgeçmeye karar verdim. Bu süreç 6 ay sürdü, ama sonunda başardım ve tekrar Güney Amerika’ya gittim! Bu sefer Kolombiya’ya gittim ve ne zaman geri gelirdim bilmiyordum.

Geçen kış Kolombiya’dan Avrupa’ya geri geldiğimde eski bir hayalim tekrar aklıma düştü.  Hep bir karavanım olsun istermiştim. Dank etti: “Bunu yapmak için doğru an şu an olabilir! Evim yok, göçebeyim ve karavan sahipi olmak harika bir hamle olur. Pansiyonlarda harcadığım paradan tasarruf ederdim, ayrıca gitmek istediğim her yere kendi özel aracımla gitmek mümkün olur.”

Tam bu zamanlarda bir yıl boyunca birbirimizi görmemişken Crom ve ben yeniden iletişime geçtik. Crom gelip beni Avrupa’da ziyaret etmek istedi. Onun da karavanda yaşama hayali olduğu biliyordum çünkü Brezilya’da tanıştıktan hemen sonra bu konuda konuşmuştuk. Zaten beraber geçirdiğimiz ilk gün karavanda yaşama fikri yeniden gündeme geldi. O andan itibaren her şey gerçekten çok hızlı gelişti. İki hafta sonra kırmızı T3 ‘kutumuzu’ almıştık, takip eden iki hafta sonra da yola çıkmıştık!

livin4wheel-crom-ve-valine

Crom ile tanışmadan önce neler yapardın?

V: Crom ile tanışmadan önce yarı uygar bir hayat yaşıyordum. Mesaili bir işim vardı, ama her zaman gerçekten istediğim şeyin bu olmadığını biliyordum. Bir süre sonra kendimi sıkışmış hissediyordum. Bir çok iş değiştirdim: Dans öğretmeni olarak, müşteri hizmetlerinde ekip lideri olarak ve otellerde çalıştım. Çeşitli yabancı ülkelerde çalıştım. Zaten her zaman yurt dışında iş bulmak için yol arıyordum. Başka bir deyişle: Aslında bir çıkış yolu arıyordum! Brezilya’da Crom ile tanıştığımda, zaten çoktan işimi bırakmış ve uzun süreli seyahat etme kararı almıştım. Bizim yolumuz çok doğru bir zamanda kesişti.

Valine, Crom’un hayat görüşünü ve değerlerini ne derece paylaşıyorsun?

V: Crom ve benim çok farklı geçmişimiz var ve bu nedenle farklı değerlere sahibiz. Onun değerlerinin benden daha uç olduğunu düşünsem de aynı görüşe sahip olduğumuzu düşünüyorum. Birçok konuda onunla aynı fikirdeyim ama daha ılımlı bir şekilde. Örneğin: Ben de özgürlüğün değerli olduğunu düşünüyorum. Arkadaşlarımın çoğundan daha özgür bir yaşamı seçtim: Evinden ve eşyalarının çoğundan vazgeçen başka bir kimseyi tanımıyorum. Arkadaşlarımın gözünde çok riskli birşey yapıyorum ama yine de hala sağlık ve işsizlik sigortam var. Crom bu nedenle hala korkularım olduğunu söyleyebilir. Buna katılıyorum, ama önemli değil. Kendime çıkardığım çalışma takvimime hala sadığım. Yani kendi ‘uygar’ sistemim içinde yaşamanın en serbest yolunu buldum.

livin4wheel-kamp-atesi

Eğer bu bir alışma süreci gerektirdiyse nasıl adapte oldun?

V: Adapte olmuş gibi hissetmiyorum. Her ikimizde karavanda yaşamak istiyorduk ve şimdi bunu yapıyoruz. Hayalimi yaşabileceğim birini bulduğum için mutluyum. Farklı olsak da, biz iyi bir takımız.

Bu sonsuza kadar yapmak istediğiniz birşey mi? Yoksa hayatınızın sadece bu döneminde deneyimlediğiniz birşey mi bu?

V: Dört tekerlek üzerinde hayat, yaşamak ve istediklerinizi yapmak demektir. Sonsuza kadar böyle yaşamak istiyor muyum? Hayatı yaşama kısmı için: Evet! Ben her zaman sevdiğim şeyleri yapmak istedim. Hayatımın geri kalanını bir karavanda geçirmek istiyor muyum? Bilmiyorum. Birkaç yıl önce hayatımı planlamaktan vazgeçtim. Sonunda ne olur bilemeyiz. Belki hayatımızın geri kalanı dört tekerlek üzerinde geçiririz. Belki birkaç ay içinde Crom ve ben bundan sıkılırız ve bir evde yaşamaya karar veririz. Bu işin güzelliği herşeyin mümkün olması. Ben gerçekten bilmiyorum. Tek bildiğim dört tekerlek üzerinde yaşamaktan zevk aldığım!

living4wheel-karavan-doga

Valine, yollarınız Crom ile kesişmeseydi, yine böyle bir yolculuğa çıkacağını düşünüyor musunuz?

V: Evet, farklı bir şekilde olsa da çıkardım. Yalnız bir karavanda yaşamak istemezdim. Çok sessiz olurdu. Eğer Crom’u tanımasaydım ,muhtemelen son 2 yıl içinde olduğu gibi sırt çantam ile seyahate devam ederdim.

Hayatın nasıl “dünyayı yaşama” şekline dönüştü? Kırılma noktası neydi? “Dünyayı yaşama” felsefesinin arkasındaki fikir nedir?

V: Sanırım internet üzerinden para kazanma yolunu bulmam benim için kırılma noktası oldu. Geri dönmemi söyleyecek bir patron olmadan nerede istersem orada olabilme özgürlüğünü verdi. Aynı zamanda istediğim şeyleri alabilme özgürlüğünü verdi J Bir felsefem yok. Ben sadece dünyayı görmek istiyorum ve bunu gerçekleştirmek için yollar buluyorum.

C:
Çocukluk yıllarıma geri dönersek ormanda doğru dürüst bir imkan yoktu. Dışarıdaki dünyayı keşfetmek zordu çünkü kelimenin tam anlamıyla yolumuza çıkan timsahları ve diğer yabani hayvanları atlatmakla meşgulduk.

Sonrasında uygarlık ile tanıştığımda, uygar insanlara baktım ve onların acı ve sefalet içinde yaşadığını anladım. Tabii onlar bunu itiraf etmekten hoşlanmazlar. Bütün hayatları yatırım yapmak üzerine kuruluydu. Uygar insanları gözlemlediğimde benden bekleneni hiçbir zaman gerçekleştiremeyeceğimi fark ettim.

Ne yapacağımı bilmiyordum ama ne yapmayacağım gayet açıktı. Ben de kütüphaneye gidip (henüz internet zamanı değildi) okumaya başladım. Hayvanlarla ilgili biyoloji kitapları ilgimi çekiyordu. Okumadığım zamanlarda, zihin egzersizleri yapıyordum. Bu egzersizleri o kadar çok yapıyordum ki sessiz bir gence dönüşmüştüm. İnsanlar depresyonda olduğumu düşünüyordu.

Sonunda, egzersizler bana istediğimi sonuçları getirdi. Bir yetişkin oldum. Bir yetişkin olarak olayları bize sunulduğu şekliyle değil, daha farklı görmeye başladım. Bir örnek vermem gerekirse, Brezilya’nın eyaletlerini gösteren bir harita görmüştüm. Brezilya gezimizde eyalet sınırından geçiyorduk ve özellikle uyanık kaldığımı hatırlıyorum çünkü sınırı görmek istiyordum. Ve tahmin et ne oldu; sınır falan görmedim. Yoktu. Sonra sınırların, sınırlamaların hepsinin insan ürünü olduğunu fark ettim. Başka bir deyişle, onlar sadece bizim hayalimizde varlar. Yani bizi sınırlayan tek şey hayalgücümüzdür.

Kendimi Dünya’da yaşayan Via Lactean* galaksinin bir parçası olarak düşünüyorum. Hayat canlı kalamayacağınız bir maceradır. Sonuçta ben her şeyi ve herkesi seviyorum. Sadece ben buradayken görebildiğim kadar görmek ve bundan zevk almak istiyorum. Tatile çıkan ve oradayken görebileceği yerleri planlayan herhangi birinden farklı değilim. Ben Dünya’ya tatile geldim.

(* Via Lactean galaksi / samanyolu’nun bir parçası olan bir kişi.)

livin4wheel-kopek

Zaman zaman gelecek hakkında endişeleniyor musunuz? Ya da hiç kendinizi sorguladığınız anlar oluyor mu?

C: Gelecek bir yanılsamadır ve benim buna ayıracak vaktim yok. Gelecek onunla ilgilenmem için sonsuza kadar beklemek zorunda kalacak, ben şimdiki zaman ile çok meşgulüm. Eylemlerimi korkmadan, gerçek özgür irade ile yapıp yapmadığım hakkında kendimi sürekli sorguluyorum. Uygar dünyada hepimiz manipülasyon ve topluma uyma tuzaklarıyla karşı karşıyayız. Bu yüzden her sabah uyandığımda gece yattığımdan daha iyi bir insan olduğumdan emin olmak için kendimi analiz ediyorum ve sorguluyorum.

V: Gelecek ile ilgili kaygım yok. Hayatımı istediğim gibi dizayn edip şekillendirebiliyorum. Nerede olursam olayım, geçimimi sağlayacak beceri ve esnekliğe sahibim, bu yüzden endişelenmeme gerek yok. Gelecekte meydana gelebilecek olası olaylar hakkında endişelenmeme gerek olduğunu düşünmüyorum. Başıma geldikçe çözmeyi tercih ediyorum.

Hollanda’da seyahat etmek için para kazanmak için çalışırken bir çok kez kendini sorguladığım zamanlar oldu. Hep bir gün ‘normal’ bir insan gibi davranıp ve iyi bir iş bulup, bir ev satın alıp ve aile kurmam gerektiğini düşünüyordum.

Daha fazla seyahat edip ve farklı yaşam tarzlarında farklı insanlarla karşılaşınca, gerçekte ‘normal’ diye bir kavram olmadığını gördüm. ‘Normal’ kabul edilenin dışında başka hayatların var olduğunu ve insanların kendi hayatlarını şekillendirebileceğini fark ettim. ‘Normal’ davranmama gerek olmadığına karar verdiğimden beri kendimi sorgulamıyorum. Bu şekilde yaşamak istediğimi biliyorum.

living4wheel-transfagarasan

Yolculuğunuzun en stresli / en komik / en tehlikeli anları nelerdi?

C: Stres nedir hiçbir fikrim yok ve ne olduğunu ile ilgilenmiyorum. Hayatı yeryüzünde kurgulanmış büyük komedi olarak görüyorum ve onu benim için ayrılmış VIP koltuktan seyrediyorum.

V: En stresli an Kutu (Karavanları)ile ilk yolculuğumuzdu. Kutuyu Berlin’e 500 km. uzaklıktaki Nürnberg’den aldık. Kutuyu henüz çok tanımıyordum, ama Nürnberg’den Berlin’e uzun bir yolumuz vardı. Bu gezi sırasında olabilecek herşey yanlış gitti.

Önce benzinimiz bittiği için yolda kaldık. Sonra, Alman karayolunun ortasında, bir kamyon şoförü bizi durdurdu. Durduğumuzda, Kutunun arkasından akan bir benzin nehri olduğunu gördüm. Arabayı tamir ettikten sonra yola devam ettik. Beş dakika sonra arabanın içinden dumanlar çıkmaya başladı. Arabanın yandığından emindim. Hemen durdum ve kendimi dışarı attım. Panik haldeydim. Sonuçta, araba klimasının bir parçasının kırık olduğu ortaya çıktı. Hepsi aynı gün yolda oldu.

Kutu ile geçirdiğimiz en komik anları ise Hırvatistan’daki yolculuk sırasında yaşadık. İşten iki hafta izin almıştım ve ailemi ziyarete gitmiştik. Dönüşte o sırada yaşadığımız yer olan Sırbistan/Liberland’e 500 km.lik bir yolumuz vardı. İki günde bu yolu tamamlarız diye düşünürken yolculuğun tamamı bir hafta sürdü.

O kadar rahat ve stressizdik ki bize ilginç gelen her yerde duruyorduk. Şelalenin altında yüzdük, Avrupa Storch-başkentini ziyaret ettik, süslü bir otel bahçesinde yattık ve otel sahibi bize yemek ısmarladı (tabii ki Crom sayesinde) ve Sırp bir sanatçının evinde kaldık. Zaman kısıtlaması ve endişe olmadan gerçekten özgür, harika bir hafta geçirdik. Ve her nasılsa bir çok ilginç şeyler ile karşılaştık.

livin4wheel-su

Karavanınızı nasıl buldunuz? Hikayesi nedir?

V: Hem seyahat edip hem de bir karavanda yaşamak istediğimize karar verdik. Ancak, hiç param yoktu. Aynı gün bankadan kredi teklifi içeren bir zarf paspasımın üzerine düştü. Normalde bu tarz mektupları asla açmam ama bu sefer zamanlaması mükemmeldi. Bankanın tuzağına düştüm, ama bu bize Kutu’yu kazandırdı. Sonraki haftayı satılık karavan ilanlarına bakarak geçirdik. Kutu gördüğümüz ikinci karavandı. Yaşadığım yere 500 km. uzaklıkta Nürnberg’deki Türk bir otomobil galericisinden satın aldık.

Peki para meseleleri? Hiç “dünyayı yaşama” yolculuğu sırasında gerçekten umutsuzluğa düştüğünüz bir an oldu mu?

C: Bana bakma sorumluluğu Dünya’ya ait, bana değil. Dünya bunu birkaç milyar yıldır zaten yapıyor. Onun için bu bozuk düzene güvenmektense dünyaya güvenmeyi tercih ediyorum. Para benim için bir kağıt parçası ya da bilgisayar sistemindeki sayılardan ibaret. Hayır, hiç para problemim yok.

V: Ben yaşamamıza yetecek kadar para kazanıyorum. Crom ise bedava kalacağımız yerleri ayarlıyor. Çok kolay arkadaş edindiği için çoğu zaman yemek için de para ödemeyiz. Tabii ki kısıtlı bütçemizin olduğu aylar oluyor ama aynısı tam zamanlı bir işte çalışıp evde yaşadığınız zaman da başınıza geliyor. Yani fark yok.

Birbirinizde çekici bulduğunuz özellikleriniz nelerdir?

C: Öncelikle, beni beğeniyor olması ve faturaları ödemesi. 😛 Sadece şaka yapıyorum. Tabii Valine’nin benden hoşlanması çok büyük bir etken çünkü bu gezegende kadın birlikte olacağı kişiyi seçer, erkek değil. Çok tatlı bir insandır. Ayrıca, çok samimi ve dürüsttür.

V: Crom’un en sevdiğim yanı girişken ve maceracı olması. Onunlayken normalde gitmeyeceğim yerlere gider, tanışamayacağım insanlarla tanışırız. Ben daha içe kapanık biriyimdir. Seyahat ettiğimde insanları gözlemlerim. Tanımadığım insanlarla kolay kaynaşan ya da bilinmeyen binalara girebilen biri değilim. Ama Crom’layken bunları daha kolay yapıyorum ve bu da seyahatlerimi daha ilginç bir hale getiriyor.

Ayrıca, o çok iyi bir karavan kocasıdır. Her sabah kahve ile beni uyandırır, yemek yapar ve bulaşıkları yıkar. Daha fazlasını isteyemezdim 🙂 Şaka bir yana, biz gerçekten iyi bir ekibiz. İkimizin de farklı güçlü yönleri var ve birbirimize yardımcı olmak için bu yönlerimizi doğru bir şekilde kullanıyoruz.

living4wheel-budapeste

Hızlıca

Favori Atıştırmalığınız:
C: Meyve
V: Köfte kroket (bir Flemenk yemeği)
Küçük düştüğünüz an:
C: Çocuklarla konuşmak. Ne kadar saf ve zeki olduklarını görmek.
V: Öyle bir anı hatırlamıyorum. Genel olarak şikayet eden bir insan değilim. Bu yaşam tarzı ile çok ayrıcalıklı olduğumuzu biliyorum. Haberlerde Avrupa’ya geçmesine izin verilmeyen mülteciler ile ilgili haberleri görünce, hayatın hiç adil olmadığını anlıyorum. Karavanımız ile istediğimiz yere gidebiliyoruz. Aynı sınır kapılarından biz geçerken diğer insanlara nasıl kötü muamele ediliyor görüyoruz. Bu konu aklımı çok meşgul ediyor.
Yolculuğunuzda ilham aldığınız anlar :
C: İlham almanın ne olduğundan emin değilim, ama şimdiye kadar eğer hissettiysem bu senin gönderdiğin videoyu seyrettiğim andı. Gerçekten hayatımda ilk kez heyecanlı hissettim.

V: Bizden daha uzun süredir karavanda yaşayan diğer insanların bloglarını okumaktan ilham alıyorum. 15 yıldır yollarda olan Arjantinli bir çift var ve bu süre zarfında 4 çocuk yapmışlar. Bu çift gibi diğer seyahat eden insanlar, yaşadığım hayata devam etmek için bana ilham veriyor.

(Bizim bu Arjantinli aile ile sohbetimiz için tıklayın.)
4 ÇOCUK VE 1928 MODEL BİR ARABAYLA 16 YILDIR DÜNYAYI GEZEN ZAPP AİLESİ TÜRKİYE’DE!!!

Favori Aktiviteleriniz?
C: Hayattan, yaşadığım andan zevk almak
V: livin4wheel.com sitemizde çalışmak

Sabahları sizi kaldıran ve güne devam etmenizi sağlayan şey nedir?
C: Hayatın kendisi
V: Dışarıdaki gürültüden başka sabahları beni kaldıran tek şey Crom’un bana yaptığı kahve. Sabahları çok kötü kalkarım… Bulunduğumuz yerin ve gideceğimiz bir sonraki yerin heyecanı güne devam etmemi sağlar. Her zaman yeni bir şey vardır.

Lakaplarınız?
C: Boef – Serseri
V: Flexy – Esnek

Favori Yerleriniz?
C: Mars veya Dünya’nın yerçekimi alanının dışında herhangi bir yer
V: Şimdilik Portekiz ve Brezilya

Favori Sinema Filmi?
C: Revolver – Tabanca
V: Alles is Liefde – Tek şey aşk (Flemenkçe)

Bavulunuzda her zaman bulundurduğunuz şey?
C: Ben her zaman evimdeyim, bavulum yok
V: Artık bavul yapmıyorum çünkü evim her zaman yanımda. Evimden dışarı çıktığımda dizüstü bilgisayarım her zaman yanımdadır. Böylece, ihtiyaç halinde birkaç saatliğine çalışabilirim.

Gururlu Anlarınız?
C: Yetişkin olduğum zaman
V: Bloğumuzda yazdığım bir yazının çok okunduğunu gördüğüm zaman

Ne tür müzük dinlersiniz?
C: Funk
V: Funk

Vazgeçemediğiniz ritüelleriniz?
C: Biber toplamak ve yoldayken hasat yapmak
V: Saplantılı bir şekilde Google Haritaları kontrol etmek

Bir sonraki durağınız:
Fransa

LIVIN4WHEEL
Websitesi / Facebook / Twitter

 

 

 

The post ÖLENE DEK SÜRDÜRECEĞİ DÜNYA SEYAHATİNİN 25. YILINDA – LIVIN4WHEEL appeared first on Biz Evde Yokuz.

]]>
https://www.bizevdeyokuz.com/livin4wheel/feed/ 10
LIBERLAND – GENÇLER AVRUPA’DA BİR ÖZGÜRLÜKLER ÜLKESİ KURUYOR https://www.bizevdeyokuz.com/Liberland https://www.bizevdeyokuz.com/Liberland#comments Mon, 07 Mar 2016 16:49:20 +0000 https://www.bizevdeyokuz.com/?p=9921 Bir grup idealist gencin Avrupa'nın göbeğinde bir özgürlükler ülkesi kurmakta olduğunu biliyor muydunuz? Kurucularının söylediklerine göre, daha kuruluşlarını ilk haftasında 20 milyar dolar yatırım vaadeden 200.000 vatandaşlık başvurusu almışlar!!!

The post LIBERLAND – GENÇLER AVRUPA’DA BİR ÖZGÜRLÜKLER ÜLKESİ KURUYOR appeared first on Biz Evde Yokuz.

]]>
Bir grup idealist gencin Avrupa’nın göbeğinde bir özgürlükler ülkesi kurmakta olduğunu biliyor muydunuz? Biz de bilmiyorduk, ta ki bu uğurda mücadele veren insanlarla yolumuz  kesişene kadar. Transilvanya gezimizde Liberland’ın kurulmasına destek vermek için hapse girmeye, sıkı durun, gönüllü olan Brezilyalı Crom ile tanışmıştık. Anlattıkları ve yaptıkları o kadar ilginç geldi ki, konuya iyice merak saldık. (Crom’un da müthiş bir hikayesi var. Okumak için Ölünceye dek sürdüreceği dünya gezisinin 25. yılında!)

Her şey şöyle başlıyor: Dünya üzerinde hiç bir ülkede yeterince özgürlük olmadığını düşünen, farklı uluslardan bir sürü genç Çek politikacı Vít Jedlička önderliğinde bir araya geliyor ve 13 Nisan 2015’te Tuna nehri kıyısındaki bir bölgeyi yeni ülkeleri Liberland ilan ediyorlar. Liberland’ın dünyanın en özgürlükçü ülkesi olmasını hedefliyorlar. Detaylarını kısaca videoda anlattık.

Diyeceksiniz, ohooo, hayal kurmasın gençler, Avrupa gibi sınırların çoktan oturduğu bir yerde bırakın bir grup genci, dünyanın süper güçleri bile devlet kuramaz. Ama bu gençler derslerini iyi çalışmışlar. Bunca zamandır kimsenin uyanmadığı bir politik boşluk fark etmişler ve hak iddaalarını uluslararası hukuka da uydurmanın bir yolunu bulmuşlar. Yukarıdaki videoda bu cinliklerini anlattık.

Videodan konuyu detaylı öğrenince kafanızda her şey çok net oturacak ama kısaca özet geçmeye çalışalım: Yugoslavya dağıldıktan sonra Sırbistan ve Hırvatistan arasında bir sınır anlaşmazlığı çıkıyor. Bu sınır anlaşmazlığı sebebiyle burada sadece bu bölgeye özgü çok özel bir durum oluşuyor: Her ne kadar iki ülke de bu bölgeyi normal şartlarda isteyecek olsa da, burası üzerinde hak iddaa etmek iki ülkenin de işine gelmiyor. Çünkü burayı almayı kabul eden taraf günün sonunda aslında toprak kaybediyor. Bu haliyle karmaşık gelmiş olabilir, ama merak etmeyin, videodaki harita üzerinden anlatım işinizi kolaylaştıracaktır.

Sonuç itibariyle, ne Sırbistan, ne de Hırvatistan bu bölge benim toprağım demeye yanaşıyor. Zaten karışık olan durumu daha da karışık hale getiren bir konu da, bu bölgenin Hırvat polisinin kontrolünde olması. Çünkü normalde polislerin yetki alanı sadece kendi ülkelerinin toprakları ile sınırlı. Velhasıl, burası her ne kadar Hırvatlar’ın denetimindeyse de kağıt üzerinde sahipsiz kalıyor gibi karışık bir durum ortaya çıkıyor.

Bu gençler, madem bu iki ülke de bu 7 km2’lik alana talip değil, o zaman ada bizim olsun diyor ve Nisan 2015’te Liberland bayrağını bölgeye dikiyorlar. 😀

Liberland’ı sevin ya da sevmeyin, bu gençlerin sistemde buldukları delikler sizi muhtemelen tebessüm ettirecek ve benzer nitelikteki yerleri merak ettirecek.

Normal şartlar altında birilerinin bir özgürlükler ülkesi kurması kulağa hoş gelen bir ütopyadan öteye gidemezdi ama buranın sahipsiz toprak gibi görünmesi, gençlere Liberland’ı kurulabilme ihtimalini güçlendiren hukuki bir zemin sağlamış. Hal böyle olunca dünyanın her yerinden politikacılardan, iş adamına, türlü insanın ilgisini çekmeyi başarıyorlar. Sadece ilgisini de değil, parasını da çekiyorlar. Kurucularının söylediklerine göre, daha kuruluşlarının ilk haftasında 20 milyar dolar yatırım vaadeden 200.000 vatandaşlık başvurusu almışlar!!!

Şu an Türkiye de dahil olmak üzere bir çok ülkede temsilcilikleri var. Suudi Arabistan’dan İsveç’e bir çok ülke ile temas halindeler. Hatta Liberland’ı tanıyan partiler bile var (Türkiye’de LDP’yi tanımış). Aynı zamanda şehir planlamacıları yerleşim modelleri üzerine ve ekonomistler de kalkınma modelleri üzerine çalışıyor. Eğer Liberland’ın kuruluşu resmi nitelik kazanırsa, muhtemelen bir bankacılık merkezi olacak.

Okudukça ve Crom ile sohbet ettikçe merak ettik, araştırdık. Araştırdıkça daha da ilginç bulduk ve Liberland yönetimi olan Liberland Hükümeti ile temasa geçtik. Çok yakında Liberland’ın kurucusu olan Vít Jedlička ile olan röportajımızı da yayınlayacağız.

Vatandaşlık konusunu merak edenlere de göz kırpıyorlar: Şu an oldukça bağış topladıkları için, aradıkları insan profili, varlıklılardan ziyade, Liberland’da yaşamaya istekli ve mimarlık gibi yeni kurulacak bir ülkenin ihtiyaçlarını gidermekte faydalı becerilere sahip olan insanlarmış.

Merakla Liberland’ı takip etmeye devam edeceğiz.

The post LIBERLAND – GENÇLER AVRUPA’DA BİR ÖZGÜRLÜKLER ÜLKESİ KURUYOR appeared first on Biz Evde Yokuz.

]]>
https://www.bizevdeyokuz.com/Liberland/feed/ 1
4 ÇOCUK VE 1928 MODEL BİR ARABAYLA 16 YILDIR DÜNYAYI GEZEN ZAPP AİLESİ TÜRKİYE’DE!!! https://www.bizevdeyokuz.com/16-yil-4-cocuk-dunyayi-gezen-zapp-ailesi https://www.bizevdeyokuz.com/16-yil-4-cocuk-dunyayi-gezen-zapp-ailesi#comments Mon, 01 Feb 2016 16:00:15 +0000 https://www.bizevdeyokuz.com/?p=9217 4 çocuk ve 1928 model bir arabayla ve sabit bir gelirleri olmadan 16 yıldır dünyayı gezen Zapp ailesi şu an Türkiye'de! Onları konuk etmek ya da konuşmalarını dinlemeye gelip onlarla tanışmak istiyorsanız buradan email listemize kayıt olun!

The post 4 ÇOCUK VE 1928 MODEL BİR ARABAYLA 16 YILDIR DÜNYAYI GEZEN ZAPP AİLESİ TÜRKİYE’DE!!! appeared first on Biz Evde Yokuz.

]]>
☞YAZIYI OKUMADAN ÖNCE YUKARIDAKİ VİDEOYU İZLEMEYİ UNUTMAYIN.☜

Yaklaşık 2 hafta evimizde dünyanın en özel ailesini ağırladık. 4 çocuklarıyla birlikte, 1928 model bir arabayla ve sabit bir gelirleri olmadan gezen Zapp ailesi hepimizin ağzındaki klasik para, çocuk, iş bahanelerine meydan okuyan bir hayat yaşıyor. İnanılmaz hikayelerle dolu, çok ilham verici bir hayatları var.
 
YOLA 2 KİŞİ ÇIKMIŞLAR  
Herman ve Candeleria 16 yıl önce yola çıktıklarında 2 kişilermiş. Çocuklar yolda doğmuş, yolda büyümüş. Kimisi hastanede, kimi ebeyle. Bir ülkede konuşmayı, diğerinde emeklemeyi, öbüründe yürümeyi öğrenmişler. Herman ve Candelaria yola çıkmadan önce çat pat İngilizce konuşuyorlarmış. Ne de olsa insan olmak evrenseldir diyip yola çıkmışlar.

zapp-ailesi-klasik-araba
 
NASIL GEÇİNİYORLAR?
Aslında yola çıktıklarında planları sadece 6 ay yolda olmakmış. Arjantin’den başlayan Alaska’ya giden bir yolculuk planlamışlar ve tüm birikimleri 4000 dolarmış. Nitekim 6 ay sonra hala Latin Amerika’dalarmış ve hala yola devam etmek istiyorlarmış. O noktada tüm paralarını bitirmişler, hatta geri dönmeye yetecek kadar bile paraları yokmuş. Şu an üzerinden 16 sene geçmiş ve hala yoldalar. Nasıl geçindiklerini, çalışmadan 16 yıldır gezebilmelerinin sırrını en yukarıdaki videodan izleyebilirsiniz.
 
1928 MODEL BİR ARABAYLA GEZMEK?
Sırasıyla önce Amerika kıtasını, sonra Asya ve Okyanusya, sonra Afrika’yı gezmişler.

zapp-ailesi-216 sene önce, yola ilk çıktıklarında

 16 senedir geziyorlar ama daha 3 hafta önce (Ocak 2015) İstanbul’a vararak Avrupa’ya ilk kez ayak bastılar! Öyle derin ve yaşaya yaşaya geziyorlar gittikleri yerleri. 1928 model bir arabayla gezmek de yavaşlatıyor tabi: Genelde saatte 30-40 km bir hızla gidiyorlar. Eğer yol şartları iyiyse, yapabildikleri maksimum hız saatte 60km. Bir aceleleri de yok, çünkü hayatı kaçırmıyorlar zaten.

Arabanın 1928 model ve eski teknoloji olmasına bakmayın! Onunla çöl de geçmişler, buzul da! Onları şimdiye kadar 60 ülkeye taşımış. Hatırı sayılır sayıda yolda kaldıkları da olmuş tabi. 🙂 Yola çıktıklarında araba tamirinden de anlamıyorlarmış. Onu da İngilizce gibi denize düşerek öğrenmişler.
 
SİZ DE ONLARA EVİNİZİ AÇIN!
Sorduğunuzda, “Bu bizim başarımız değil. İnsanların katkısıyla mümkün oldu herşey” diyorlar. Çünkü gittikleri her yerde onları hiç tanımadan kapılarını açan insanlar var. Biz de onlardan biriyiz. İstanbul’a geldikleri ilk gün onlarla tanıştık. Henüz kalacak yerleri yoktu. Dedik gelin bizde kalın. 2 haftaya yakın bizim konuğumuz oldular. Şu ana kadar 1500 evde uyumuşlar!

ÇOCUKLARIN EĞİTİM?
Bu onlar için çok hassas bir konu. Cevaplarını videoda bulabilirsiniz.

 

☞EN ÜSTTEKİ VİDEOYU İZLEMEYİ UNUTMAYIN!☜

zapp-ailesi-fillerle

MÜTHİŞ HİKAYELERİ VAR!
Tahmin edersiniz ki inananılmaz hikayeleri var. Amazon kabilelerinden iki yerliyi ikna edip, arka tekerler bir sala, ön tekerleri bir sandala gelecek şekilde arabalarını iki el yapımı sandala yükleyerek 2 haftada Amazon’u geçmişler, yol boyunca pirana avlayıp yemişler, fillerin arasında kamp kurmuşlar, Afrika’da eşyaları çalınmış, vs, vs…

 
 
 
AŞAĞIDAKİ SORULAR VİDEOLARDAKİLERDEN BAMBAŞKA SORULAR. VİDEODA HAYAT HİKAYELERİNİ BULABİLİRSİNİZ.

zapp-ailesi-bebek

Ne zaman ve nerede doğdunuz?

Herman: Haziran 1968
Cande: Mayıs 1970, Buenos Aires, Arjantin
Pampa: Haziran 2002, ABD
Tehue: Mart 2005, Arjantin,
Paloma: Kasım 2007, Kanada
Wallaby: Mart 2009, Avustralya
 
zapp-ailesi-biz-evde-yokuz-3

Bize çocukluğunuzu anlatır mısınız? Büyüdüğünüz yer hakkındaki en ilginç şey nedir?

Cande: Ben bir çiftlikte büyüdüm. Ailenin bağımsız çocuğuydum. Ailem bizi çiftlikte olabildiğince özgür bırakırdı. Kardeşlerimle beraber bütün gün dışarıda oynardık ta ki annem öğle yemeği için zili çalıncaya kadar. Oynarken birbirimize göz kulak olurduk böylece sorumluluk almayı çok erken öğrendim. 2 aylık yaz tatillerinde her zaman kuzenlerimde ve arkadaşlarımda kalırdım. Eve her geri döndüğümde babam aynı soruyu sorardı “Beni özledin mi kızım?” ve ben nasıl yalan söyleyeneceğini bilmiyordum! Bu yüzden cevabım hep “Hayır” olurdu ama onun “Evet” yerine bu cevabı tercih edeceğini biliyordum. Küçüklüğümden beri seyahat etmekten çok keyif alırım.
 
zapp-ailesi-4-cocuk

Nasıl bir aileden geliyorsunuz? Kardeşleriniz var mı? Anneniz ve babanız nasıl insanlar?

Herman: 10 yaşıma kadar tek çocuktum sonra bir erkek kardeş ve iki kız kardeşim oldu. 9 yaşıma kadar büyükbabam ile onun çiftliğinde yaşadım. Daha sonra annemle yaşamaya başladım. Babamı 18 yaşımdayken San Francisco, ABD’de tanıdım. Babam hayatı boyunca bir yerden başka bir yere dolaşmak zorunda kaldığı için seyahat etmekten nefret ederdi. Savaş sırasında Polonya’dan Almanya’ya …. İngiltere’ye, Arjantin’e ve nihayet ABD’ye gelmişti ….

Cande: Ben dört çocuğun en küçüğüyüm ve doğumum ailem için sürpriz olmuş. En büyüğümüz abim ve benden büyük iki kız kardeşim var. Babam bir doktor, çok akıllı ve ciddi bir insandır. Annem ise ev hanımıydı ve uyumlu biriydi. Babam tatil için hep aynı yere giden insanlardandı. Hayal kırıklığına uğramaktan korktuğu için hep aynı otele giderdi. Ama annem, ben ve kardeşlerim hep değişiklik peşindeydik ve yeni yerler denemek isterdik.
 
zapp-ailesi-piramit

Eğitim durumunuz nedir? Yollara düşmeden önce hangi işle uğraşıyordunuz?

Herman: Çok büyüleyici bir konu olmasına rağmen iktisat okumayı yarım bıraktım…. ama… ne öğrenirseniz öğrenin hayat iktisattaki gibi işlemiyor! Buna bayılıyorum! Benim Fiber optik ağları ile ilgili bir şirketim vardı. Tutkum olduğu için bu şirketi kurmadım. İyi kazandıran bir iş olduğu için kurdum.
 
Cande: Ben Zooteknik mühendisiyim, yani ürünlerinden yararlanılan hayvanların üretimi ile ilgilenirdim. Ayrılmadan önce Arjantin’in başkentinde yaşıyorduk ve babamın işyerinde onun asistanlığını yapıyordum.
 
zapp-aile

Sıradan bir hayatı geride bırakıp dünyayı gezmeye nasıl başladınız?

Herman: Cevabı sen söyledin … kim sıradan bir hayat ister ki.
Cande: Bu benim hayalimdi. Seyahat etmek hep tek hayalim oldu. Yolculuğa başladıktan sonra ise dünyayı gezmek en büyük hayalim oldu. İlk adımı atmak çok zordu. Ama başladıktan sonra bunu daha önce yapabileceğimizi fark ettik. İlk adımı atmaktan o kadar korkmuştuk ki hayalimizi 4 sene ötelemiştik.

Biz başka fırsatlar aramıyorduk ya da bir şeyden kaçmıyorduk. İyi bir hayatımız vardı, harika bir evlilik, iş, araba, güzel bir ev… ama hayatımızda hep bir şeyler eksikti … Bu bizim hayalimizdi.
 
zapp-ailesi-denizde

Bir idolünüz var mı? Hayatınızda size ilham veren veya dünyayı keşfetmeye teşvik eden birileri oldu mu?

Herman: Dedemin hayatı buna güzel bir örnek olurdu. … O büyük bir gezgindi. Yolların olmadığı zamanlarda at üzerinde seyahat ederdi veya öküzlerin çektiği arabalarla nehirleri geçerdi…
Cande: Pek sayılmaz. Sanırım benim ilham kaynağım dünyanın farklı yerlerinde çekilmiş macera filmleriydi.
 
zapp-ailesi-biz-evde-yokuz-6

Hayatınız nasıl bir araba ile dünya dolaşmaya dönüştü? Klasik bir araba ile seyahatinizin hikâyesi nedir?

Herman: Arabanın kendisi çıkageldi! Yola çıkmadan üç ay önce birisi bana bu arabayı teklif etti … Gördüm ve aşık oldum… Kalbimin sesini ne zaman dinlesem hep doğru yolu bulurum.

 

zapp-ailesi-biz-evde-yokuz-7Everest’te

“Spark Your Dreams” (Hayalinizi Ateşleyin) adlı kitabınızın arkasındaki fikir nedir? Ne zaman ve neden maceralarınızı yazmaya karar verdiniz?

Herman: Fikir ne miydi? …Paylaşmak …
 
zapp-ailesi-cocuklar

Hep kaderinizde daha büyük bir şey yapmak olduğunu mu hissettiniz?

Herman: Hepimizin kaderinde büyük bir şey vardır! Ama bazılarımız için bir aileye sahip olmak büyük bir şey değildir… Sadece basit ve normaldir… Büyüğün ne olduğu ile ilgili herkesin farklı bir bakış açısı var… Ama bunları karşılaştırmamak gerekir… Hayalinin peşinden giden herkes hayatın anlamını bulan bir insana dönüşür.

Cande: Hayır. Evimizi ilk terk ettiğimizde 6 aylığına Alaska’ya seyahat edip eve geri dönmeyi planlamıştık. Şimdiyse bu bizim yaşam biçimimiz olduğu için yolculuğun boyutunu ve insanlar üzerindeki etkilerini fark etmiyorum. Resimlere baktığımda, haritada geçtiğimiz yerlere baktığımda, kitabımızı gördüğümde veya insanlar bize onların ilham kaynağı olduğumuzu söylediklerinde farkına varıyorum.

Seyahatimizdeki odak noktamız bir sonraki şehre nasıl gideceğimizdir, oraya vardıktan sonra, bir sonraki şehre nasıl varacağımızı düşünürüz, sonra sıradaki ülkeye, sonra da bir sonraki kıtaya! Eğer büyük yolculuğa odaklanırsak korkabiliriz ve evimizi asla terk etmeyebiliriz.

zapp-ailesi-biz-evde-yokuz-4

Kişisel alan sorunları ile nasıl başa çıkıyorsunuz?

Cande: Eve geri döndüğümde bana ait olacak bir sürü kişisel alan ile ne yapacağımı bilemiyorum! Aileme ihtiyacım var ve onları seviyorum!! Onları çok özleyeceğim. Onlarla birlikte o kadar kaliteli zaman geçiriyoruz ki birkaç saatliğine ayrı kaldığımızda onları hemen özlüyorum.

Gördüğümüz kadarıyla, seyahat etme, dünyayı keşfetme ve hayat tarzı konularında aynı coşkuyu paylaşıyorsunuz. Eğer eşiniz sizin görüşünüzü paylaşmasaydı? Hala bunu yapar mıydınız?

Cande: Evet. Eğer gerçekten bu partnerimin hayaliyse ve bunu gerçekleştirirken mutlu olduğunu görürsem yapardım.

Tabii ki bir ekip olarak çok daha iyi ama bu hayat tarzının tek başına da yapılabilir olduğunu düşünüyor musunuz?

Cande: Tek başına yapılabilir ama bence zor olur. Çok istekli olmanız lazım. Bir takım olduğunuzda, biriniz gününüzde değilse diğeri motive edecektir. Yalnız gezginlere gerçekten hayranım.

zapp-ailesi-araba

Tüm yolculuğunuzu düşündüğünüzde En stresli / komik / tehlikeli an neydi?

Cande: Benim için en stresli an arabamızı Endonezya’dan gelen bir gemiden indirdiğim andı. Ben Malezya tarafında arabayı indirmek için bekliyordum. Çok stresliydim çünkü Herman yoktu ve hiç bilmediğim kalabalık bir limanda dört küçük çocuk ile yalnızdım. Bu tip konularla hep Herman ilgilenir. Ama bu sefer arabayı gemiye yüklemek için Endonezya’da kalmıştı. Limanda kimse İngilizce konuşmuyordu ve vinçle arabayı indirirken neredeyse düşürüyordum!

zapp-ailesi-biz-evde-yokuz
Yukarıda bahsettiğimiz sandala yükleme bu değil tabi ki. Ama bu da yaratıcı çözümlerinden bir tanesi

Dört çocuğunuz var. Çocuklarla seyahat etmenin zorlukları ve avantajları nelerdir? Çocuklarıyla seyahat etmek isteyen insanlar için önerileriniz var mı?

Cande: Eğer çocuğunuz varsa ne kadar inanılmaz bir dünyada yaşadığımızı onlara göstermemiz gerekiyor.

Çocuklarla her şeyin bir rengi var, çok şaşırtıcı heykel veya harabe izliyor olabilirsiniz … Küçük kertenkeleye bile bakmanızı sağlıyorlar… En basit şeyleri fark ediyorsunuz.

Eğer 10 gün içinde 15 yerde olmak zorundaysanız çocuklarla seyahat etmek zor oluyor.

zapp-ailesŞışt!! İçeride Zapplar uyuyor!

Çocuklarınıza uzaktan eğitim vermeyi seçtiniz. Zaman zaman, onların geleceği ile ilgili endişeleniyor musunuz? Ya da onların geleceği hakkında kendinizi sorguladığınız anlar oldu mu?

Onlar bu dünyada yaşamaya herkesten daha fazla hazırlar! Zaten hep buradalar.

zapp-ailesi

Büyük bir ailesiniz. Sıradan bir gününüz nasıl geçer? Aranızdaki görev dağılımını nasıl yapıyorsunuz?

Bir rutinimiz yok …. insanların hayallerinin peşinden gitmesinin tehlikeli olduğunu düşünüyorsanız… rutini deneyin … öldürücüdür!

zapp-ailesi-7

Maceranız ne zaman bitecek? Hayatınızın sonraki bölümünde ne yapmak istiyorsunuz?

Her seferinde yeni bir hayal lütfen… Şimdiki zamanı yaşarken neden geleceği bilme ihtiyacımız olsun ki. Elimizdekinin keyfini çıkaralım.

zapp-ailesi-1

Çocukluğunuzdan beri birbirinizi tanıyorsunuz. Herman, hiç o zaman, bir gün o kızla evleneceğini, dört çocuğunuzun olacağını ve klasik bir araba ile dünya dolaşacağınız aklına gelir miydi?

Herman: Bu hayallerimin çok ötesinde! Hayatın bana bu kadar cömert davranacağını hiç düşünmemiştim!

zapp-ailesi-herman

Pampa, sen ailenin en büyük çocuğusun. En büyük olmanın zorlukları ve avantajları nelerdir?

Pampa: Zorluk mu? Belki kaybolmam ya da benim sorumluluğum altında bir kardeşimi kaybetmek olabilir ama böyle bir şey hiç olmadı. Ama bir saniye, bir keresinde ben ve kardeşim nehirde kano ile gezerken kaybolduk çünkü yanlış yerden dönmüştük. Bir kere de şehirde kaybolmuştum… Çok korkutucuydu.
 
zapp-ailesi-araba-ile<

Hiç senin için çok “sıkışık” oluyor mu?

Pampa: Hayır, kucağımda bilgisayardan film seyretmediğim sürece sıkışık hissetmiyorum.
 

Kendini yaşıtlarından farklı hissediyor musun?

Pampa: Pek sayılmaz. Genellikle aynı oyunları oynuyoruz ve aynı şakaları yapıyoruz. Ancak birçok kez anlatacak daha çok hikâyem var gibi hissediyorum.
zapp-ailesi-4
KISA KISA

En Sevdiğiniz Atıştırmalık: Çikolata! Dondurma! Ve pizza!

En Sevdiğiniz Etkinlik: Dağ yürüyüşleri

Favori Yeriniz: Çocuklar için su parkları, eğlence parkları ….

En Gururlu Anınız: Yolculuğa ilk adım atışımız

En Sevdiğiniz Müzik: Folk müziği

Seyahat Etmekten Hoşlandığınız Yer: Ufka yolculuk!


ZAPP AİLESİNİ NASIL TAKİP EDEBİLİRSİNİZ?

Facebook: Herman E Zapp
Websitesi: sparkyourdream.net
 

ZAPP AİLESİNE NASIL DESTEK OLABİLİRSİNİZ?

– Türkiye’deki yolculukları boyunca şehrinize gelirlerle evinizde misafir edebilirsiniz.
– Kitaplarını satın alabilirsiniz: Spark Your Dream

Spark-your-Dream-Book


 

zapp-anons

BUNUN GİBİ HAYAT HİKAYELERİ İLGİNİZİ ÇEKİYORSA:

Sitemizin EVDE YOKLAR bölümünde bunun gibi enteresan başka hayat hikayelerini de bulabilirsiniz!

PEKİ BİZ KİMİZ?

Biz Duygu ve Bilgehan. Zapp ailesi gibi hayallerinin peşine düşmüş insanlarız. Ölmeden önce yapmak istediğimiz şeyleri bir bir yapıyoruz. Bu süreçte birçok insanın bizimle aynı hayalleri paylaştığını fark ettik. Onlara da bir faydamız olsun diye  Biz Evde Yokuz‘da bunları nasıl yaptığımızı, tüyolarımızı, ve bilmeleri gereken herşeyi derleyip yayınlıyoruz. Sizin de çok işinize yarayacak bilgiler bulabilirsiniz. 😉 Kimiz, ne iş yaparız, neden böyle birşeye soyunduk merak ediyorsanız Biz Kimiz‘e bir göz atın deriz.

Zapp ailesiyle tanışmamıza vesile olan www.benimlegez.com‘un sahibi Oya’ya çok çok teşekkürler 🙂

The post 4 ÇOCUK VE 1928 MODEL BİR ARABAYLA 16 YILDIR DÜNYAYI GEZEN ZAPP AİLESİ TÜRKİYE’DE!!! appeared first on Biz Evde Yokuz.

]]>
https://www.bizevdeyokuz.com/16-yil-4-cocuk-dunyayi-gezen-zapp-ailesi/feed/ 354
KURUMSAL HAYATTAN GEZEREK PARA KAZANMAYA TERFİ – AYLAK İLSU https://www.bizevdeyokuz.com/aylak-ilsu https://www.bizevdeyokuz.com/aylak-ilsu#comments Sat, 02 Jan 2016 21:21:53 +0000 https://www.bizevdeyokuz.com/?p=8464 Aylak İlsu'ya hayatın şifresini sorduk: Çalışırken nasıl gezilir? Gezmekten nasıl para kazanılır?

The post KURUMSAL HAYATTAN GEZEREK PARA KAZANMAYA TERFİ – AYLAK İLSU appeared first on Biz Evde Yokuz.

]]>
Yukarıdaki videoyu aman atlamayın! Aylak İlsu’nun verdiği tüm tüyolar videoda. Keyifli seyirler!
YOUTUBE KANALIMIZA abone olmayı unutmayın.


Çalışırken gezilir mi? Gezilir, hem de bal gibi gezilir. Hatta çalışmak gezmeye köstek değil, destektir.  Kurumsal şirketlerde çalışırken 60 ülke gezen Aylak İlsu, bunun en somut ve ilham verici örneklerinden.

Peki bunların formülü ne? Çünkü bizim gördüğümüz 1 hafta bile tatil isteyince patronlar dudak büküyor. 16 yıllık kurumsal kariyerinde konu üzerinde artık ihtisas yapmış, kara kuşağı olmuş İlsu’ya sorduk. Bütün bilgeliğini tüm beyaz yakalıların kurtuluşu için bizimle paylaşmasını istedik. Siz de çıkış arayanlardansanız cevaplarını videoda bulabilirsiniz.

Geldik hikayenin en canalıcı yerine: Aylak İlsu, 16 yıllık kariyerinin zirvesindeyken fırlatma düğmesine basarak profesyonel gezginliğe geçiyor. Yani gezerek para kazanmaya başlıyor! Nasıl olmuş, ne yapmış, altın anahtar yada sihirli sözcükler, ne biliyorsa bize anlatmasını istedik.

Bu cevapları sadece videoda bulabilirsiniz. Kendisine herkesin cevaplarını aradığı bu kritik soruları sorduk. Sırasıyla:

1. Çalışırken nasıl gezilir?
2. Kurumsal hayattan ayrılıp bilinmezliğe adım atarken gelecek kaygısı hissettin mi?
3. İş hayatını bırakıp, İlsu gibi bir yol izlemek isteyenler ne yapmalı?
4. Çocukla nasıl gezilir?
5. Seyahatlerinde yemek konusu sıkıntı oluyor mu?
6. Yalnız bir kadın olarak gezmenin zorlukları neler?
7. Şimdi neler yapıyorsun (iş güç tarafı/ geziler / vs..)
8. 60 ülke gezmiş biri olarak en çok tavsiye ettiğin yerler nereleri? Dalış için önerdiğin yerler?

Aşağıdaki yazıda dedğimiz gibi bu cevaplar yok ama Aylak  İlsu kimdir kısaca göz atabilirsiniz.


Kimdir Aylak İlsu?

aylak-ilsu-peruPeru’dan bir kare 

 Doğma büyüme İstanbullu olan İlsu Dirgin 1974’de dünyaya gelmiş. İstanbul (Erkek) Lisesi ve Marmara Üniversitesi Almanca İşletme mezunu. İlk kez Marmara Üniversite’nde 1. sınıfta okurken yurtdışına çıkarak, Almanya’da 3 haftalık bir gençlik kampına katılmış. Orada deneyimlediği çok kültürlü ortam, dünyayı görme isteğine kibrit çakmış ve BOOM!!  O zamandan beri İlsu, dünya kazan, o kepçe geziyor…

İnsanların sıkça onları yolda alıkoyduğunu düşündüğü klasik engeller İlsu’ya sökmemiş. Ne sınırlı öğrenci bütçesi, ne sonrasında yoğun iş temposu, ne de yalnızlık durdurabilmiş onu. Bu engelleri nasıl aştığını, nerelere gittiğini videoda bulabilirsiniz.

aylak-ilsu-sualti

Aylak İlsu aynı zamanda CMAS 3 yıldız bröveli bir dalgıç ve dalanlar için harika bir kaynak

1994’de dalış brövesi alıyor ve ardından dünyadaki dalış spotları onun seyahat rotalarını belirleyen en önemli faktör oluyor. Bavul bir Kızıldeniz için toplanıyor, bir Hint Okyanusu için.  Favorisi ise köpekbalığı dalışları. Şu an CMAS 3 yıldız bröveli bir dalgıç kendisi. Çoğu Pasifik ve Hint Okyanusu’nda olmak üzere 500’den fazla dalışı var.

Hazır böyle bir kaynak bulmuşken hemen kendisine en tavsiye ettiği dalış noktalarını da sormayı ihmal etmedik. Cevaplarını videoda bulabilirsiniz.

32 yaşında interraila çıktığında blog açmaya karar vermiş. Zaten her gittiği her seyahatten eşe dosta klavuzluk edecek, onları da gezmeye teşvik edecek gezi yazıları ve notlar tuttuğundan elindeki zengin bilgiyi bloguna aktarmasıyla

Blogu 2010’da Turkcell Blog Ödülleri’nden ‘En iyi 3’ le, 2013’de Momondo Blog Ödülleri’nden ‘En iyi 10’ seyahat blogu ödüllerini toplamış.

aylak-ilsu-kabileOMO vadisi, Etiyopya

2013’de plaza hayatından kendini kurtarıp seyahat üzerine çalışmaya karar veriyor. Şimdilerde GEO Türkiye ve Skylife için seyahat yazıları yazıyor ve fotoğraf çekiyor. Seyahat fotoğrafları, Ekim 2013’te İstanbul’da Fototrek’te ve Mart 2015’te İstanbul İfsak’ta sergilenmiş.

Üniversitelerde ve sivil toplum kuruluşlarında seyahat etmenin dönüştürücü etkisi üzerine seminerler veriyor.

Ayrıca, yayınlanmış seyahat yazılarını ‘Sesli Seyahat’ adı altında Görme Engelliler Kütüphanesi için seslendiriyor.

Siz de Aylak İlsu ile gezebilirsiniz!

Kendi gibi İstanbul aylakları için ‘İstanbul’da turist olmak’ isimli günübirlik yürüyüş turları düzenliyor.

Bir de Aylak İlsu ile aylaklık yapacağım diyenlere de güzel haber. Blogundaki Aylak Gezi Kulübü bölümündeki bir sonraki aylaklık rotasının macerasına siz de dahil olabiliyorsunuz!

AYLAK İLSU
Websitesi / Facebook / Twitter / Instagram

aylak-ilsu-gezi-klubuAylak İlsu Gezi Kulübü

The post KURUMSAL HAYATTAN GEZEREK PARA KAZANMAYA TERFİ – AYLAK İLSU appeared first on Biz Evde Yokuz.

]]>
https://www.bizevdeyokuz.com/aylak-ilsu/feed/ 2
AFRİKA BOZKIRLARININ VAHŞİ HAYVANLARA FISILDAYAN MİNİK KIZI- TIPPI DEGRE https://www.bizevdeyokuz.com/tippi-degre https://www.bizevdeyokuz.com/tippi-degre#comments Tue, 01 Sep 2015 16:45:00 +0000 https://www.bizevdeyokuz.com/?p=5257 5-6 yaşlarında bir kız çocuğunun Afrika'nın vahşi hayvanlarıyla "aile" olup, 10 yıl onlarla iç içe yaşayışının akıl almaz ve büyüleyici hikayesi....

The post AFRİKA BOZKIRLARININ VAHŞİ HAYVANLARA FISILDAYAN MİNİK KIZI- TIPPI DEGRE appeared first on Biz Evde Yokuz.

]]>
Alternatif hayatların mümkün ve çok mutlu olabildiğini daha ufacıkken keşfeden bu şanslı çocuğa içimiz gitti ve doğa ile muhteşem bütünleşmesinden büyük ilham aldık. Sizin de içiniz açılsın diye işte en büyük minik evde yok: Tippi Degre


Tippi için dünyanın en kıskanılası çocukluğunu yaşamış diyebiliriz. Şu dünyada kaç kişinin en yakın arkadaşı beş tonluk bir fil olabilir ki? Öğlen sıcağında bir çita ile şekerleme yapıp, boş zamanlarda bir deve kuşunun sırtında Afrika çayırlarında gezinerek büyümek insanın hayal bile edemeyeceği kadar masalsı ve muhteşem, ve gelin görün ki gerçek!!!

çita-ve-Tippi

Fransız vahşi doğa fotoğrafçısı olan annesi, Sylvie Robert ve babası, Alain Degré’nin fotoğraf ve film çekimi için gittiği Windhoek Namibya’da 4 Haziran 1990 yılında dünyaya gelen Tippi Benjamine Okanti Degré , ismini sıkı bir hayvan hakları savunucusu olan Amerika’lı aktris ve model Tippi Hedren’den alıyormuş. Degré ailesi on yıl boyunca 4×4’leri ve çadırlarıyla Namibya’da gezici bir yaşam sürmüşler.

Tippi-bebeklik

Tippi çocukluğunun ilk on senesini Namibya’nın el değmemiş doğasında geçirmiş.  Fillerle, çitalarla, kaplanlarla arkadaş olmuş, oradaki doğal hayata adeta bir bukalemun gibi uyum sağlamış.

Namibya’da,  Bushmenler ve Himba kabilesi ile iç içe büyüyen Tippi, fotoğraflarda da görüldüğü gibi avcı, toplayıcı ve göçebe olan kabilelerin kültürleri ile de tanışma fırsatı bulmuş. Ailesi işe gittiği zaman gönül rahatlığıyla onu bu ilkel kabilelere bırakıyormuş. Onlarla ava gidiyor, dans ritüellerine katılıyor, hayvan kemiklerinden takı yapıyormuş.

kaplanla-Tippi

Bizim “vahşi” diyeceğimiz aslanından timsahına, zebrasından, devekuşuna, yılanından faresine birçok hayvanla kurduğu büyülü iletişimden olağanüstü anlar, annesi babası tarafından çekilen fotoğraflarda ölümsüzleşmiş. “Bazı hayvanlar Tippi ile o kadar bütünleşmiş görünüyor ki sanki Tippi onlardan biri gibi” demiş annesi.

kertenkele-ve-Tippi

Özellikle fil Abu ile olan dostluğu bir insan ile bir hayvan arasındaki doğal uyumun en güzel örneklerinden. Annesi Sylvie Abu ile tanışmasını şu şekilde anlatıyor: “Hiç korkusu yok, fil Abu ile aynı boyutlara sahip olmadığını fark etmedi bile. Sadece gözlerinin içine baktı ve onunla konuştu. Tanıştıklarında sadece bir buçuk yaşındaydı ve bu özel bir andı. Sadece inanılmaz”.

Küçüklüğünde Afrika’da yaşarken babasının çektiği karelerde,  “Burada arkadaşım yok. Çünkü hiç çocuk görmedim. Bu yüzden hayvanlar benim arkadaşlarım” diye anlatan Tippi, 28 yaşındaki 5 tonluk bir Afrika fili olan Abu’dan “O benim abim” diye bahsediyor.

Enteresan bir şekilde, ailesi batılı yaşam tarzlarına (tabi Afrika savanlıkları el verdiğince) devam ederken,  Tippi özerk bir şekilde kendine Afrika’nın yaban hayatıyla kabilelerinden vahşi hayvanlarına bütünleşmeyi seçiyor. Ailesi her ne kadar Tippi’ye ayak uydurmasa da, onun böyle yaşaması için full destek olmuşlar.

Buşmenlerle-Tippi

kabile-makyajı-Tippi

Her ne kadar Tippi’nin vahşi hayvanlarla sihirli bir iletişimi olsa da,  Sylvie ve Alain tedbiri elden bırakmadıklarını söylüyorlar. Çünkü “vahşi hayvanların korktuklarında, yaralandıklarında veya yavrularını korumak istediklerinde ya kaçacaklar ya da size saldıracaklar” diyor Sylvie Robert.  Tippi bunların farkındaymış  ve bir şekilde hangi durumda nasıl doğru şekilde onlarla iletişim kuracağını içgüdüsel olarak biliyormuş.

Tippi-ve-Zebra

Yine Sylvie’nin söylediğine göre, Tippi ilk defa hayvanlarla yakınlaşmaya, öksüz kalan vahşi hayvanların koruma altına alındığı rehabilitasyon çiftliklerinde başlamış.

Bazı acil müdahale gerektiren anlar da olmamış değil. 😀 Degréler, yavru aslan Mufasa’yı bir sene sonra ziyaret etmek istediklerinde, artık yetişkin bir aslan olan Mufasa, minik Tippi’yiyle oynamaya çalışırken “patisinin ayarı” biraz ağır kaçmış. O anda Sylvie’nin Tippi’yi uzaklaştırması gerekmiş. Bir keresinde de bir mirket burnunu ısırmış. Başka bir sefer de maymun saçını çekmiş. Koskoca 10 yılda olumsuz anılar sadece bunlarla sınırlı!

gelincik-ve-Tippi

Sylvie Robert’a göre, Tippi’yi Afrika’nın vahşi doğasında büyütmek çok yerinde bir kararmış. Bundan da asla pişmanlık duymuyorlarmış. Çünkü Afrika bakir doğasında yaşamanın, bir çocuğa şehir yaşamının verebileceğinden daha çok şeyi olduğunu savunuyorlar.  Sylvie, Afrika’da Tippi ile geçen on sene için şöyle demiş: “Tamamen vahşi doğada geçen, sadece  hayvanların ve üçümüzün olduğu, çok az insanın girdiği 10 sene… Gerçeketen de çok şanslı bir küçük kızdı.”

kurbağa-ve-tippi

Hayranlık veren hikayesi ve bölgedeki hayvanlarla olan olağanüstü fotoğrafları uluslararası basında büyük yankı bulmuş.  7 yaşındaki Tippi’nin ailesi ve hayvan dostlarıyla olan Afrika yaşamı, 1997 yılında  Le Monde Selon Tippi  (Tippi’ye Göre Dünya) adlı belgesele çekilmiş. Film Fransızca ama bu Tippi ve onun büyülü dünyasını anlamanıza engel değil. Aşağıda izleyebilirsiniz:

https://www.youtube.com/watch?v=i_GpEbpmPag

Fotograflar çok ses getirince, Tippi’nin Afrika’daki yaşamını, hayvanlarla olan sıradışı iletişimini fotoğraflarla anlatan My Book of Afrika (Benim Afrika Kitabım) yayınlıyorlar. Kitap o sene birçok dile çevrilmiş fakat Afrika’da yayınlanması 2005 yılını bulmuş. Kitap, 2001 yılında Almanya’da Der Spiegel Dergisi’nin en çok okunanlar listesindeymiş. Böylece, Tippi dünyada doğa ile uyumlu yaşamanın sembolü haline geliyor. Video:

Güzel günler tükeniyor ve ailesinin Fransa’ya dönme vakti geliyor. 10 yaşına geldiğinde Tippi’nin artık Afrika’daki büyülü günleri sona eriyor ve Paris’e taşınıyorlar. Öyle mükemmel bir çocukluk geçirdikten sonra ailesi onu dört duvar Paris’e döndüğünde adapte olmakta bir hayli zorlanmış tabi. 2 yıl okula uyum sağlamasını beklemişler ancak sonunda evde eğitimine devam etmeye karar vermişler. Liseye kadar eğitimiyle bizzat annesi ilgilenmiş.

Abu-ile-Tippi

Daha 11 yaşındayken, ünlü Fransız yönetmen ve film yapımcısı Jacques Perrin ile (onu The Chorus gibi bir sürü ünlü  filminden aslında tanıyorsunuz)  belgeselciliğe başlamış! Discovery Channel için 6 adet adı  Around the World With Tippi olan  vahşi doğa ve çevreci belgeseller çekmişler. Zamanında “eğitim sistemine uyumsuz” bulunan Tippi, dünyanın en saygın okullarından biri olan Paris, Sorbonne Üniversitesi’ni kazanıyor ve sinema okumaya başlıyor. Doğa ile uyumlu yaşamın dünya çapında sembolü olması ve erken yaşta edindiği büyük filmcilik tecrübeleri sayasinde  daha 23 yaşındayken, 20. senesinde FICMA’nın (Uluslararası Çevre Filmleri Festivali)’nin elçisi oluyor.

Kendini hep Afrika’ya ait hisseden Tippi Degre, Namibya pasaportu almak istiyormuş. Fransa’ya döndükten sonra da sık sık Afrika’ya gidip gelerek Afrika ile hiç bağını koparmamış.

Tippi-büyük-hali

Şu an 25 yaşında olan Tippi, bir yandan üniversite eğitimine devam ediyor, diğer yandan da vahşi yaşamın korunması adına aktif bir rol üstleniyor. Kendisi bir WWF sözcüsü ve doğa aktivisti..

Fotoğraf Kaynağı: Sylvie Robert / Barcroft Media

 

The post AFRİKA BOZKIRLARININ VAHŞİ HAYVANLARA FISILDAYAN MİNİK KIZI- TIPPI DEGRE appeared first on Biz Evde Yokuz.

]]>
https://www.bizevdeyokuz.com/tippi-degre/feed/ 3
MOTORUYLA RÜZGARIN İZİNDE DÜNYANIN EN UÇLARINA – SERKAN SÖĞÜT https://www.bizevdeyokuz.com/ruzgarin-izinde-serkan-sogut https://www.bizevdeyokuz.com/ruzgarin-izinde-serkan-sogut#comments Sun, 23 Aug 2015 16:48:05 +0000 https://www.bizevdeyokuz.com/?p=5118 Serkan Söğüt. Rüzgarın izinden giden bir motorsiklet tutkunu. Şimdiye kadar motosiklet ile 6 uzun yolculuğa çıktı. Bunların kimisi 2-3 hafta kimisi 3 aydan fazla sürdü. Yaklaşık 58 bin kilometre yol yaparak, 38 farklı ülkeyi ziyaret etti.

The post MOTORUYLA RÜZGARIN İZİNDE DÜNYANIN EN UÇLARINA – SERKAN SÖĞÜT appeared first on Biz Evde Yokuz.

]]>
Aşağıdaki röportajımızı daha önce yayınlamıştık. Şimdi de üstüne Serkan’la yukarıda gördüğünüz sohbet videosunu yaptık. Keyifli seyirler!
YOUTUBE KANALIMIZA abone olmayı unutmayın.


Bize ilham veren, ofisteki facebook kaçamağımızda önümüze düşen fotoğrafı ile hayatımızı sorgulatan, vay be insanlar neler yapıyor dedirten, içten içe yaptıklarıyla kıskandıran, bir taraftan da helal olsun be dedirten tüm Evde Yoklar’ı burada misafir edelim dedik. Artık video içeriklerimiz de var.

Serkan Söğüt. rüzgarın izinden giden bir motorsiklet tutkunu. Şimdiye kadar motosiklet ile 6 uzun yolculuğa çıktı. Bu yolculuklarının kimi 2-3 hafta kimisi 3 aydan fazla sürdü. Yaklaşık 58 bin kilometre yol yaparak, 38 farklı ülkeyi ziyaret etti. Dünyanın en uçları hep hedefi olmuş ki; taa buralardan Avrupa’nın en kuzeyi NordKapp’a, Afrika’nın en güneyi Cape Town’a giderek lastik izlerini bırakmış bile. Şimdi kendisi yollarada ve hedefi Asya’nın en doğusu Japonya’ya kadar iki teker üzerinde yolları arşınlamak. Tüm deneyimlerini, zaman zaman yaptığı sunumlar ile bizlere ulaştırıyor.

Kendi deyimiyle hayalden gerçeğe yolculuk yapan Serkan’ı Rüzgarın İzinde isimli  Facebook sayfasından ve blogundan takip edebilirsiniz.


Gezilerinle ilgili en unutamadığın hatıran?

Afrika kıtasında OMO bölgesi insanlığı en eski yaşadığı gölgelerden biridir. Bu bölgede yaklaşık 22 kabile yaşıyor. Hani belgesel kanallarında izlediğimiz ve “Böyle insanlar var mı hala?” dediğiniz kabileler var ya, işte onlar 🙂 O bölgeden geçerken yaklaşık 10 gün farklı farklı kabile grupları ile beraber yaşadık. Gerçekten zorlu şartlarda suları bile olmadan, mızrakla, okla avlanarak yaşayan insanlar olduğunu gördük. Yolculuğumuzun en zorlu kısmıydı. Çok kısıtlı imkanlarla yolculuk yaptık. Bir gün çölde çok yorulduğumuz için durup dinlenirken, yine kabileden insanlar çevremizi sardı. Onlar merakla bizi izlerken, biz de bu bölgeden kara kara nasıl çıkacağımızı düşünüyoruk. Sonra kabileden bir kadın bize eliyle havadan geçen bir uçağı gösterdi. O an aklımdan “Biz sadece 7-8 gündür buradayız ve nasıl hayatta kalacağımızı düşünüyoruz. Bu insanlar burada doğup, yaşayıp, ölüyorlar. Uçaktakiler ise şampanya içiyor” diye geçirdim. Biz dünyada yaşıyorsak bunlar nerde yaşıyor? Hayat ne ilginç değil mi? Biz evimizde rahat koltuklarımızda TV’den bu insanları seyrederken, aslında böyle yaşamların nasıl olduğu hakkında hiç bir fikir sahibi olmadan yaşıyoruz.

Serkan’la yaptığımız sohbetimizin videosu sayfanın en yukarısında. İzlemeyi unutmayın.


hello-afrika-6

Yok bu kadarı da fazla dediğin oldu mu?

Az önce bahsettiğim OMO bölgesinden anlatmaya devam edeyim. O bölgenin çok zorlu olduğundan bahsetmiştim. Zordu çünkü çöl şeklinde kurak bir arazi ve kum üzerinde, hava 45 derecenin üzerindeken motosiklet kıyafetleri ile yolculuk yapmak zorundaydık. O kadar terk edilmiş bir yerdi ki bazen 2 – 3 gün insan değil hareket eden bir canlı bile görmüyorduk. Bunlar yetmiyormuş gibi bir de ciddi bir su sıkıntısı vardı. OMO bölgesine girmeden önce motor başı yaklaşık 14 – 15lt su aldık. Amacımız bin kilometre çapındaki bu bölgeden 3 – 4 günde çıkmaktı. Tabi yol şartları yüzünden günde 30 – 40km yol yapınca moralimiz bozuldu. Suyumuz çok olmadığı için katı gıdalar tüketmemeye ve suyu minimum şekilde kullanmaya çalıştık. Tüm gün yemek yemediğimiz sadece çorba iştiğimiz zamanlar oldu. 5 – 6 gün sonra geriye sadece 1 lt suyumuz ve yaklaşık 450km yolumuz kaldığında, moralimiz sıfır olmuştu. Sürekli birbirimize moral veren ve yola devam eden iki kişiyken, çaresiz ve susuz kalan iki kişi olduk! İşte o an hayatımda ilk defa öleceğimi hissettiğin andır. Oradan kurtulamayacağımızı ve bizi kimsenin bulamayacağını düşündümüz andı.


1003562_712179128794425_1712469663_n

Seni bu uzun gezileri yapmaya motive eden ne peki?

Tek bir kelime ile özetleyim, MERAK! Aslında gezilere motive eden değil de beni yola çıkaran güç desem daha doğru olur. Motivasyon yolun kendisinden geliyor. Zaten amaç varmak değildir benim için. Amaç her zaman yolda olmak. Yeni kültürler, yeni insanlar, yeni yerler görmektir. Hatta tuhaf gelecek ama yeni sorunlar ile karşılaşıp, onları aşmak için yeni tecrübeler edinmektir. Çok sevdiğim bir söz var “Kervan yolda düzülür”. Yola çıkmadan önce yapılması gerekenleri yapıp, gerisini yolda halletmek gerekiyor. Bunu yapabileceğine inanmak şart. Yoksa hani hep bahsedilen o güven alanı var ya? işte o alandan çıkamazsınız. Zihniniz sizi güvende tutmak için sürekli “ya şöyle olursa, ya başıma birşey gelirse…” şeklinde sorular sormaya başlar. Sonra da onun korkusu sizi sarar ve yola çıkamazsınız. Hayat kısa, yola çıkmak gerek!

Serkan’la yaptığımız sohbetimizin videosu sayfanın en yukarısında. İzlemeyi unutmayın.

11796194_1117483441597323_4873230473084066003_n

 

The post MOTORUYLA RÜZGARIN İZİNDE DÜNYANIN EN UÇLARINA – SERKAN SÖĞÜT appeared first on Biz Evde Yokuz.

]]>
https://www.bizevdeyokuz.com/ruzgarin-izinde-serkan-sogut/feed/ 4
ÇÖPLÜKTEN BESLENMEKTEN ÖDÜLLÜ BİR SİNEMACI OLMAYA RENAN ÖZTÜRK’ÜN HAYATI https://www.bizevdeyokuz.com/renan-ozturk https://www.bizevdeyokuz.com/renan-ozturk#comments Tue, 18 Aug 2015 19:00:18 +0000 https://www.bizevdeyokuz.com/?p=4882 Renan Öztürk. Diplomasını ve eşyalarını bir kenara bırakıp çöllere yerleşmiş ve dünyanın en saygın zirvelerine tırmanmış. Kayarken kafa tasını kırarak öbür tarafa gidip gelmiş yine de tutkusundan vazgeçmemiş.

The post ÇÖPLÜKTEN BESLENMEKTEN ÖDÜLLÜ BİR SİNEMACI OLMAYA RENAN ÖZTÜRK’ÜN HAYATI appeared first on Biz Evde Yokuz.

]]>
(Yaptıklarını, fotoğraflarını ve aynı zamanda ortaya koyduğu nazik ama kararlı kişiliği bayılarak takip ettiğimiz ve bol bol ilham aldığımız Renan’a yazıp bir röportaj rica ettik. Ondan cevap gelmedi ama canı sağolsun 😀 Yine de sizleri bu adamdan habersiz bırakmak olmazdı, biz de kendimiz araştırdık  😀

Bu arada, bize ilham veren ve hikayesini mutlaka paylaşmak istediğimiz bir mükemmel insan, dağcı ve Evde Yok da Tunç Fındık. En yakın zamanda onunla röportaj yapmayı umuyoruz. )


 

O BİR EVDE YOK: RENAN ÖZTÜRK

Alışılmış yollardan gitmeyerek, bize yeni yollar açan Evde Yoklar’dan biri de Renan Öztürk.

Tırmanış tutkusu onu sistemin dışına çekmiş. Mezun olduktan sonra  diplomasını bir kenara bırakıp ve eşyalarını verip çöllere yerleşmiş, Nepal’de yaşayıp dilini öğrenmiş,  dünyanın en saygın zirvelerinde tırmanmış. O zirvelerde önce çizim yapmaya, sonra film çekmeye başlamış.

Düzene uyum sağlamayarak, dünya sahnesinde kendine kocaman bir yer açmış.  Şu an kendisi meşhur bir The North Face sporcusu, National Geographic fotoğrafçısı, Sundance’ten ödüllü görüntü yönetmeni…

Elinde kamerası ile hayatın en ucunda yaşıyor. Çad çöllerinde boğazına bıçak dayanmış, kayarken kafatasını kırarak öbür tarafa gidip gelmiş… Sık sık ölümle burun buruna ama bunun sebebi hep hayat dolu dolu yaşa, hayatının hakkını verebilme dürtüsü.

renan-duvarda

Şu an 35 yaşında olan Renan Öztürk’ün tırmanışa olan ilgisi Colorado College’da biyoloji okurken başlamış. Küçük bir tırmanış topluluğu ile tırmanışlar yapmaya başlayan Renan’ın bu merakı onu Nepal’e götürmüş.

renan-nepal

Üniversitenin bir senesini en sıkı tırmanışların başlangıç noktası olan Nepal’de geçiren Renan, hem tırmanış tekniğini geliştirmiş, hem de buranın dilini ve kültürünü öğrenmiş. Hayatı boyunca Nepal’e sayısız kez tırmanış ve çekim için gitmiş. Favori seyahat yeri sorulduğunda hala Nepal cevabını veriyor.

giclée-baskı-resim-renan-ozFotoğraf Kaynak:Facebook – www.facebook.com/renanozturkmedia/

Üniversiteden mezun olduktan sonra eşyalarından kurtulup Moab, Utah’ta çölde yaşamış. Burada bir yandan tırmanırken, bir yandan kara kalem çalışmaları yapmış. Tırmanışla sanatı birleştirmeye ise böyle başlamış.

Ekspedisyonlarına eşlik eden arkadaşları onu daha kimsenin uyanmadığı sabahın erken saatlerinde ve tırmanış sonrası hep yerlerde çizim yaparken hatırlıyor. Eskiz defterinde başladığı küçük çalışmalarını daha sonra çölün sağına soluna yaydığı büyük kanvaslara taşımış.

 DİĞER EVDE YOKLARIN SIRADIŞI HAYATLARI İÇİN TIKLAYIN.

Malı mülkü, diplomayı bir kenar atıp, nasıl mı bu hayat tarzını sürdürebilmiş? Hayır, bir birikimi yokmuş. Bi grup tırmanış meraklısı arkadaşı ile süper market çöplerininden buldukları ile besleniyor (Dumpster Diving) ve otostop yapıyorlarmış. 

renan çiziyorFotoğraf Kaynak: Instagram – instagram.com/renan_ozturk/Facebook – www.facebook.com/renanozturkmedia

Birçok kez Indian Creek, Yosemite, Joshua Tree, Squamish, Bugaboos’da tırmanışlar yapan Renan, tırmanışlarla birlikte el değmemiş yerlerde muazzam manzaralarla karşılaşıyor ve bu ondaki fotoğraf ve video çekme isteğini tetikliyor. Renan Öztürk için tırmanış ve çekim el ele giden ayrılamayacak bir ikili. İkisinin birbirini beslediğini söylüyor. Büyük Hollywood yapımlarından gelen teklifler ona heyecan verdiği  kadar onu tırmanıştan uzak kalma fikri tedirgin ediyor.

Tırmanışların bir yandan videosunu çekerken, bir yandan da doğanın ona verdiği ilhamı kullanarak kamplarda çizmeye de devam ediyor.

renan fotoFotoğraf Kaynak: Instagram – instagram.com/renan_ozturk/Facebook – www.facebook.com/renanozturkmedia

Videolarını tırmanış sırasında çekip, kurgulayıp, oradan yayınlıyor. O yüzden videoları anın tazeliğini ve oraların duygusunu çok iyi yansıtıyor.

Kendisi çoğu zaman filmlerinin hem kahramanı, hem yönetmeni, hem de yapımcısı. Elbette, sporcu olarak filmlerin kahramanı olduğu kadar, başka sporcuların da ekspedisyonlarının hikayelerini filmleştiriyor.

Renan-Ozturk-kamp-dağ-manzaFotoğraf Kaynak: Instagram – instagram.com/renan_ozturk/ Facebook – www.facebook.com/renanozturkmedia

Aynı zamanda bir The North Face atleti olan Renan, Himalayalar’dan Afrika Çölleri ve Borneo Ormanları gibi birçok ekstrem lokasyonda çekimler yapıyor.

Doğa sporlarında hafif olmak kritik önem taşırken, kendi malzemelerine kilolarca ek olarak profesyonel kamera ekipmanı sırtlanıyor. Ve bunları şark edebilmek için güneş panelleri. Ona eşlik eden sporcular, bunu büyük hayretle ve hayranlıkla karşıladıklarını, ama muhtemelen bu yükün Alpinist ekspedisyonlar için formunu korumasına yardımcı olduğunu söylüyorlar.

National Geographic ve Outside Magazine gibi sektörün lider kuruluşları için çekimler yapan Özturk için özgün görsel hikâye anlatımı ile outdoor spor endüstrisinin liderlerinden olduğu söyleniyor.

Renan-Ozturk-ipteFotoğraf Kaynak: Instagram – instagram.com/renan_ozturk/Facebook – www.facebook.com/renanozturkmedia

Ölümle dans etmek onun için günlük bir ritüel, ama bir seferinde büyük sıyırmış: 2011 yılı Mart ayında, Wyoming dağlarında The North Face için kayak çekimleri yaparken çok ciddi bir kaza geçirmiş ve kafatasında ve kaburgalarında çeşitli kırıklar, omurgasında zedelenme ve ciğerlerinden birinde sönme ile ölümden dönmüş. Bir beyin ameliyatı olmuş. Doktorların dediğine göre bu kazayı kalıcı hasar olmadan atlatması bir mucizeymiş.

Tırmanış hikayelerini çekmek onun için öyle büyük bir tutku ki; ölümü teğet geçtiği kaza sırasında bile yanındakilere o anı çekmelerini mırıldanıyormuş!

Renan-Ozturk-hasta

Kazadan altı ay sonra, ona hayatında en çok heyecan veren tırmanış için kendini topluyor ve ayaklanıyor. Mentoru olan Jimmy Chin ve Conrad Ankers ikilisinin Meru’ya 2. tırmanış denemesine katılmak ve filme almak üzere ekibe dahil oluyor.

Bu trırmanış hepsinin hayatlarında yaptıklarından daha zor bir trımanış. Daha önce beş kere Everest’e tırmanacak kadar kıdemli olan ikili, 2008’de tırmanmayı deneyip, başarısız olarak geri dönmüşler.  Nasıldı diye sorduklarında, “Nasıl öleceğimi hep merak ediyordum. Meru’ya tırmanırken artık biliyordum diye düşündüm” demişler.

Maceranın zorluğu ve orayı geçen ilk kişiler olabilme ihtimali Renan’ın bunu her şeyden çok istemesine ve kendi deyimiyle tutku ve saplantı karışımı karşı konulmaz bir güdüye çevirmiş.

renan-quoteFotoğraf Kaynak: http://www.merufilm.com/photos/

Meru’ya tırmanırken -28 derecede 12 gün boyunca asılı kalmaları gerekmiş. Tabi duvar, tırmanışın sadece bir kısmı. Kar fırtınaları, çığ, kangren, ayaklarının soğuktan donması tehlikeleri ile her gün mücadele ederek yapılmazı yapıyorlar ve geçilmez Meru’yu deviriyorlar.

Nat Geo‘ya “Tırmanışta neredeyse ölüyorduk ama filmi yapmak daha bile zordu” diyen Renan, hem Meru’yu devirmenin, hem de “Meru” ile 2015 Sundance Film Festivali’nden, Jüri Büyük Ödülü adaylığı ve en iyi belgesel dalında Seyirci Ödülüyle dönmenin gururunu yaşıyor. Film, etkilemesi zor gözler olan New York Times otoritelerinden çok olumlu yorumlar alıyor. Fragmanını izleyebilirsiniz:

(Renan’ın diğer önemli çalışmaları ise; Valley Uprising (2014), Into the Mind (2013), Reel Rock 7 (2012) ve First Ascent (2010).  Yer aldığı filmleri buradan karıştırabilirsiniz..)

Yapılamazı yapmaya doyamayan Renan Öztürk, aynı yıl Alaska Tooth Traverse‘i tamamlayan ilk kişi oluyor.

Renan-Ozturk-kamp-dagFotoğraf Kaynak: Instagram – instagram.com/renan_ozturk/ Facebook – www.facebook.com/renanozturkmedia

Evi, Boulder, Colorado‘da olsa da, Renan Öztürk aslında hiç evde yok. Sürekli doğada, yeni bir macerada.

10488005_798055926901941_2425962529537987929_nFotoğraf Kaynak: Instagram – instagram.com/renan_ozturk/ Facebook – www.facebook.com/renanozturkmedia

Sporcu ve yönetmen 2 arkadaşı ile birlikte Camp4 Collective adlı prodüksiyon şirketini kuruyorlar ve ekstrem doğa sporlarını bu çatıda çekmeye devam ediyorlar. Dünyanın dört bir yanında gerçekleştirdiği tırmanışlardan kareleri çoğunlukla Instagram hesabında paylaşmakta.

Onu Facebook ve Instagram hesaplarından, Camp4Collective’in ve kendi kişisel web sitesinden takip edebilirsiniz.
Instagram – instagram.com/renan_ozturk
Facebook – www.facebook.com/renanozturkmedia
Web Sitesi – www.renanozturk.com/
Camp4 Collective – www.camp4collective.com/

10501795_934545036586362_3270906625315659521_nFotoğraf Kaynak: Instagram – instagram.com/renan_ozturk/ Facebook – www.facebook.com/renanozturkmedia

 


The North Face Renan’a sormuş, biz de tercüme ettik:

KISA KISA

En sevdiği atıştırmalık: Fuji Elma ve Yer Fıstığı Ezmesi
Favori off – season aktivitesi: Dağ Bisikletine binmek
Sabah uyanmasını sağlayan şeyler: Espresso ve dramatik manzaralar
En sevdiği film: Baraka
Spor için favori yer: Yosemite/Himalayalar
Takma adı: Nando
Her zaman yanında olan şeyler: Çizim için bir tükenmez kalem, iletişim ve müzik için iphone ve alet edavat çantası.
En gurur verici anı: Tibet Platosu’ndaki eski mağara kayalıklara tırmanıp Budizm öncesi sanat ve insan kalıntılarını keşfettiği an
En sevdiği müzik: Random Rab
Kamp alanındaki en favori yardımcısı: Küçük espresso makinesinden kahve
Favori seyahat mekanı: Nepal

 

The post ÇÖPLÜKTEN BESLENMEKTEN ÖDÜLLÜ BİR SİNEMACI OLMAYA RENAN ÖZTÜRK’ÜN HAYATI appeared first on Biz Evde Yokuz.

]]>
https://www.bizevdeyokuz.com/renan-ozturk/feed/ 8
KURUŞ HARCAMADAN DÜNYAYI GEZEN TASARIMCI – ÇAĞRI ÇANKAYA https://www.bizevdeyokuz.com/cagri-cankaya https://www.bizevdeyokuz.com/cagri-cankaya#comments Fri, 11 Jul 2014 00:48:19 +0000 https://www.bizevdeyokuz.com/?p=1270 Gezmek için çok para gerektiğini düşünenlere antitez: 3 yıl kuruş harcamadan gezen Türk tasarımcı ve sırları

The post KURUŞ HARCAMADAN DÜNYAYI GEZEN TASARIMCI – ÇAĞRI ÇANKAYA appeared first on Biz Evde Yokuz.

]]>
3 yıl boyunca cebinden kuruş harcamadan, hatta bir de üstüne para kazanarak dünyayı gezen tasarımcı Çağrı Çankaya’nın hikayesini okudukça ofis koltuğunuzun daha bir battığını hissedeceksiniz. Projeler, müşteri memnuniyeti, performans beklentileri, son teslim tarihleri sarmalında çalıştığı reklam ajansına gitgide köle olduğunu ve hayatının her gün yittiğini hissederken kendine dahiyane bir tahliye planı geliştirmiş: Designer on the Road. Görmek istediği ülkelerdeki reklam ajanslarını Googlelamış, bize ulaşın kısımlarındaki emaillara dünyayı gezmekte olan bir tasarımcı olduğunu, onların ofisinde çalışmak istediğini, karşılığında onların tercihi olan herhangi bir yerde konaklama ve o ülkenin standartlarında ortalama bir tasarımcının maaşını istediğini yazıp okyanusa bir olta sallamış.
 
designer9
 
İlk başta emaillarına binde bir cevap alırken, zamanla proje kendisi ispat ettikçecevaplar yoğunlaşmış. Böylelikle 3 yılda tam 23 ülkede gezmiş ve çalışmış. İşinin hayatının önüne geçmemesi prensibine hep sadık kalmış; gittiği ülkeleri karış karış gezmiş, festivallerine gitmiş, adrenalini yüksek ne varsa denemiş.
 
Şimdi Kadir Has Üniversitesi’nde genç ve özgür tasarımcılar yetiştiriyor. Artık evine döndü diye sular duruldu sanılmasın. Aklında yine bomba projeler var. Yoldaki maceralarını okumak, yeni projeleri için blogu Designer on the Road‘u, anlık paylaşımları için de Facebook sayfasını ve Twitter hesabını takip edebilirsiniz.
 


 
Türkiye’de iyi bi reklam ajansında kendine yer edinmiş bir tasarımcıydın. Kariyerin gelecek vaad ediyordu ama mutlu değildin, neden?
 
Çok çalışıyordum. Hayatımda başka bir şey yoktu. Günlerim ofisteki masa ve evdeki yatak arasında geçiyordu. Ailemi göremiyordum. Arkadaşlarımla buluşamıyordum. Ne evimi seviyordum, ne sevgilim vardı, ne çalıştığıma değer miktarda para kazandığımı düşünüyordum. Üstüne reklam ajanslarının ağır çalışma şartları ve ağır insan ilişkileri eklenince yok dedim. Bu böyle olmayacak. Bir değişikliğin zamanı geldi.
 
designer8
 
Bu süreçte kırılma anların? Gitme fikrinin gelmesi, fikrin karara dönmesi, ilk işin, işlerin yoluna girmesi, tamam mı devam mı diye düşündüğün anlar, dönme kararın vs…

 
Fikir 1 sene kadar aklımda dolaştı durdu açıkcası. Ne birine anlattım ne de pek bir plan yaptım. Dünyayı tasarım yaparak gezmenin kaba düşüncesi bana bile ayağı yere basmayan çocuksu bir hayal olarak geldi. Muhtemelen hayatımda tek bir şey iyi olsa, bu yolculuk hiç olmayacaktı. Nasılsa o kadar nefret etmişim ki hayattan böylesine bir delilik bile daha iyi bir seçenek olmuş. Bu duruma erişince insan zaten kaybedecek ne var ki diyor. Daha kötüsü olmayacağına göre neden denemiyim? Sonuçta param zaten yok. Ortaya büyük bir miktar para da koymuyorum. Kişisel bir cesaret tek yeterli olan şey. Sonra Hindistan’dan tasarımcı olan arkadaşım Sudhir Sharma’ya mail attım. Dedim ki ben böyle bir dünya turu planlıyorum. Sence olur mu? Verdiği cevap; “Her ne yapıyorsan bırak ve buna başla, bu hayatımda duyduğum en harika fikir.” Ben de onu dinledim… Gerisini biliyorsunuz 🙂
 
Tabi yolda çok zorlandığım anlar oldu. Cebinizdeki parayı alsam buradan taksime bile zor gidersiniz. Düşünün ben tüm dünyayı parasız gezerken başıma neler neler gelmiştir. Bu şekilde bir yolculuk öyle bir şey ki, güzel anlarınız muhteşem, kötü anlarınız ise ölümcül karanlık oluyor. Yani uçlarda yaşatıyor sizi yol. Tahteravalli gibi hep bi taraf ağır basıyor işte. Ben daha ilk gittiğim şehirde ilk saatlerde ölüm tehlikesi yaşamıştım. Böyle şeyler bana şunu çabucak öğretti. Yolda hep güzel şeyler olmayacaktı.
 
designer5
 
Zorlar hatta aşırı zorlar olacaktı ve bu aşırı zorlarda vazgeçmeyip devam edince gene harikagünler muhteşem anlar beni bekliyor olacaktı. Bu dünyanın, hayatın bir düzeni. Bunu kabullenmek gerek. En büyük fırtınalardan sonra muhteşem bir gün gelir, güneş tüm parlıklığıyla yüzünü gösterir. Ha ben zor anları istemiyorum derseniz o işte bizim genelde şehirlerde yaptığımız ve çevremizden bize dikte edilen alışıldık yaşamdır. Güvenlidir, belirlidir, monotondur, konforludur. Her gün gittiğimiz iş ve ev, bize her gün bir şey öğretemez. Günlerimiz birbirine benzedikçe hatırlanmaz olurlar. Oysa yol her gün farklıdır. O yüzden de zordur ama tüm güzel anılar oradadır.
 
Yola çıkmadan önce insanlardan bin tane negatif yorum, kaygı cümleleri duymuşsundur. “Ya gittiğin yerde iş bulamazsan, parasız kalırsan, başına birşey gelirse” vb… Çoğumuz kaygıları ciddiye alıp gözümüzde büyütüyor ve bizi yolumuzdan döndürmesine izin veriyoruz. Sen bu kaygıları nasıl yenip macerana başladın?
 
Benim tek şansım aileme bakmakla yükümlü olmamamdı, ev kredisi ya da borç içinde de yüzmüyordum. Bu yüzden işimden de kolayca istifa edip tüm enerjimi buna verdim. Ya şimdi ya asla demiştim çünkü. Ama bunu yapmamış olsaydım, yani hem işe devam edip hem de yurtdışında iş aramak için çalışsam, boş zamanlarımda bu projenin planlamasını yapsam başarısız olabilirdim. İnsan bazen iyi bir fikre inanıp cahil cesaretiyle olayın sıcaklığı, gazı kaçmadan harekete geçmeli. Çok düşünmemek lazım sanırım bazen. Gemileri yakmak, kapıyı arkadan kapatmak kolay değil biliyorum ama bazen kendinizi zorlamak ve başarmak için tek yol bu olabiliyor.
 
designer6
 
Bana Sudhir dışında pek kimse inanmamıştı. Arkadaşlarım pek inançlı değildi. Çoğukırmamak için bi şey diyemese de inançsızlıklarını gözlerinden okuyabiliyordum. Babam başta süper saçma bir şey yapmaya çalıştığımı düşündü ve beni dinlemedi bile. Massimo Vignelli, Leonardo Sonnoli gibi tasarımcılar bile bunun mümkün olmadığını, dünyada ekonomik kriz olduğunu, iş bulamayacağımı falan iddia ettiler. Ama insanlara anlatmaktan ziyade göstermek gerekiyor. İlk 6 şirketi bulmak için 1408 e-mail attım ve o 6’yı temizlerken basın bana öyle bir ilgi gösterdi ki, herkesin olaya bakışı değişti ve birden herkes bu işe inanmaya başladı. Böyle olunca şirketler de beni davet etmeye başladılar ve iş bulmak artık çok daha kolay bir hal aldı.
 
Her ülkede sıfırdan başlayıp, her seferinde öngörülemez bir maceraya girdiğin yolculuğunda mı, her gün ne ile karşılaşacağının belli olduğu, köklerini saldığın işinde mi kendini daha tedirgin, tehlikeye yakın hissettin? O anı/anları anlatır mısın?
 
İkisinde de farklı dinamikler var aslında. Yolda hep bir bilinmezlik olduğu için sizi tedirgin edebiliyor. İnsanlar genelde bilmediği şeylerden korkarlar. O yüzdendir zaten genelde bu tür bir risk alıp dünyayı gezememeleri, gezenlerinde büyük oranda Avrupa ülkeleri gibi nelerle karşılaşacaklarını daha bildikleri yerlere gitmeleri. Bilinmezlik tabi ki konforunuzu azaltacaktır ancak nasılsa gidecek olmanın rahatlığı da bir başka oluyor. Ben elimden geldiğimce her gittiğim yerde kendimi kanıtlamaya çalıştım. Nedense böyle bir baskı hissettim her yeni işte.
 
designer2
 
Ama nasılsa gidecek olmanın verdiğihuzurla şirket içi politikaları ya da insanların ego savaşlarını hiç takmıyor olmuştum. Dahası dokunulmaz yapıyor bu sizi. Siz taksanız bile sizinle kim uğraşırki? Orada zaten geçici bir süre duruyorsunuz ve haliyle kimse sizi bir tehdit olarak görmüyor. Dahası yabancı olduğunuz için herkes arkadaş canlısı ve sevecen yaklaşıyor. Bunun dışında yolda hayattan sadece yenilik bekliyorsunuz, lüks ve geleceğe yönelik beklentilerinizden arınmış olarak oradasınız bu da sizi daha az tedirgin yapıyor. Yani karnınız toksa, insanlar iyiyse tamamdır. 3 yıl ne kiram oldu, ne faturam ne de banka borcum. Hayat çok daha kolay, net ve eğlenceliydi. Ama insan hep doyumsuz. Hep kendinde olmayanın arayışında. Ben yoldayken evi özler, evdeyken yola özlem duyarım mesela. İlişklerde bile böyle bence. Bekarken evlenmek hayatı biriyle paylaşmak istersin ama eminim evlenince de bekarken ne güzel takılıyordum ya diye iç geçirirsin. Sonuçta insan hep arayışta.
 
Yolda ne kadar parasızlık çektin? Parasızlık konusunda antremanın var mıydı?
 
Yolda ben İstanbul’dakinden çok daha az para harcıyordum. Bana verilen maaşlar hep fazlasıyla yetiyordu. İstanbul’da yaşayamacağım bir hayat kalitesinde yaşadığım zamanlar çok oldu. Nedeni kira ödemiyor olmam, faturalarımın olmaması, yolda tek olmam ve ajanslarda tanıştığım kişilerin hesapları çoğu zaman bana ödetmiyor olmalarıydı. Bi keresinde hastalandım ve doktor benim hikayemi dinleyince beni parasız tedavi etmişti. Bir keresinde de 2 gün aç kalmıştım. param bitmişti ve 2 gün sonraki uçuşumda havayollarının ikram edeceği yemekle hayatta kalmayı planlıyordum. 2 gün
açlıktan sonra uçağa bindim ve yemeklerin uçak içinde satıldığını ve o havayolunun ikram etmediğini gördüm. Neyse ki yanımda oturan adam bana bir sandwich ısmarladı. Muhtemelen vasat bir uçak sandwich’iydi ama bana sorarsanız hayatımda yediğim en harika şey odur.
 
designer1
 
En çok zorlandığın ülke? Dünyanın 4 köşesinde çalıştın. Genel ile karşılaştırınca Türkiye’de ki çalışma ortamı nasıl?
 
Sri Lanka zordu. Hem kaldığım ev zorlayıcıydı hem de oradaki reklam sektörü. Sri Lanka’da 3 dil günlük olarak kullanımda. Singhalese, Tamil ve İngilizce. Her iş her dilde ayrıca yapılıyor. Bu da art direktörler 3 katı yoğunlar demek. Her revizyonu 3 kere yapmak bile büyük bir iş mesela. Takımlarda her dilin ayrı yazarı var ve art direktörler 3 ayrı yazarla çalışmak durumundalar. Yaratıcı bir başlık attıklarında lafın anlamı diğer dilde kayboluyor. Bu da Sri Lanka’da yaratıcı bi laf etmeyi, farklı bir slogan atmayı zor hale sokuyor. Keza Singhalese olarak attığınız başlığın Tamil dilinde hiç bir anlamı ya da esprisi olmayabiliyor. Türkiye’den daha kötü yerler var. Özellikle reklam sektöründe çok kötü sayılmayız. Hatta ortanın üstü diyebiliriz. Tasarım olarak durum daha fena. Türkiye’de bir tasarım olgusu yeni yeni oluşmaya başladı. İnsanlar tasarıma ihtiyacı olduğunun farkında değiller. Çoğu iyi tasarımı pahalı buluyor ama kötü tasarımın yaratacağı maddi hasardan habersiz. Markalaşmadan, kurumsallaşmadan bi haberiz. Sokağa çıktığımızda tabelalarımız, restoran menülerimiz çok çirkin. Ürün yaratmıyoruz.
 
designer7
 
Dışardan satın alıyoruz. Bu da hem tasarımı yapılacak bir şey olmamasını sağlıyor hem de o şeylerin reklamlarında söz sahibi olmamamıza. Hep dışarı bağımlı hale geliyoruz. iPhone almayı çok önemsiyoruz ama kendi şirketimizin logosu için o telefonun parasını vermek istemiyoruz. Tabi bu durum değişiyor. Zaten bilinçli olanlar hem tasarıma hem de pazarlamaya büyük yatırım yaparak daha da büyük markalar olup dünyada söz sahibi oluyorlar. Türklerin genel sorunu sanırım, biz risk almıyoruz. Aza kanaat ediyor, olanla yetiniyoruz. Allaha şükrediyoruz. Sahip olduklarımıza tabi ki şükredelim ama bir sonraki basamağı da düşünelim.
 
Yolda aşk var mı?
 
Hem nasıl!
 
Hayatta cahil cesareti ile mi yoksa tecrübeye dayanan yorumlar ışığında mı daha çok hareket etmeli sence?
 
İkisinin harmanlanması. Ben çok soru soran biri olmuşumdur mesela. her konuda herkese fikrini sorarım. Onları dinlerim. Sonra tüm bu dataları kendim bi yorumlar, eritir sonra kendi düşündüğümü yaparım. Tecrübe çok önemli bir şey ama cahil cesareti de bir o kadar güçlüdür.
 
designer3
Sırada ne var?

 
Şu an Kadir Has Üniversitesinde hocalık yapıyor tecrübelerimi gençlerle paylaşıyorum. Bunun dışında yeni başladığım bir şey var. Kitap! Designer on the road’un hikayesi bir kitap haline gelecek. Projeye başladığımdan beri amaçladığım bir şeydi. Şimdiyse yazma vakti geldi.

 

The post KURUŞ HARCAMADAN DÜNYAYI GEZEN TASARIMCI – ÇAĞRI ÇANKAYA appeared first on Biz Evde Yokuz.

]]>
https://www.bizevdeyokuz.com/cagri-cankaya/feed/ 11